23 Mayıs 2012, Çarşamba
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
02 Aralık 2009

Demokratik açılımın demokratlığı?

Av. Oktay Akmaner



“Herbiri halince icra-yı mezalim etmede,
Görse bir me’muru insan bir şaki zann eyliyor.
Eyleme beyhüde ey bi-çare feryad-ü  figan,
Ah-ı mazlumu Hükümet musiki zann eyliyor.”
Şair Eşref


   Türkiye’nin gerek iç politika gerek dış politika ve gerekse de ekonomik anlamda ne kadar zor bir süreçten geçtiğinin sanırım çoğumuz yeterince farkında değiliz. İktidarın bile farkında olmadığını 7 yıldır iktidarda oldukları halde önemli reformlara el atmamasından anlıyoruz. Ağzında bir sakız, çiğneyip duruyor. Çünkü kafaları karışık, çünkü iktidarda kalmanın cazibesinden kopamıyorlar, her önemli reform öncesi başımız ağrımasın endişesiyle yaklaşıldığı sürece ciddi bir ilerleme sağlanması mümkün değil. Oysa rahmetli Turgut Özal siyasetçinin misyonunu ne kadar da net tanımlamıştı şu sözlerinde: “Siyasetçinin iki gömleği vardır; biri bayramlık, biri de idamlık”. Cesareti olmayan insanlar herşeyi yarım da olsa yapabilirler ama siyaseti asla. Yaptıklarına dense dense idare-i maslahat denir. 

     Bencil siyaset:Türkiye’de HEP,DEP,HADEP,DTP,... örnekleri

     Bir aldatılmışlık sonrası zaman.

     Bir aşk daha bitmekte:Karşılığını bulamayan bütün aşklar gibi.Ben de Cahit Sıtkı gibi “paydos” diyorum.

“Artık cümbüşte yoksam geceleri/Sanmayın tarafımdan ihanet var” diyorum.Ama Mir’ati gibi “El için kendini ateşe atma/Gemisini kurtaran kaptan demişler” diyemeyeceğim.19.yüzyıla ait olan bu beyit,Osmanlı gemisinin batmak üzere olduğu bir dönemi dikkate aldığımızda anlayışla karşılanabilir.Ama bu atasözünün toplumumuzda hala büyük bir vurdumduymazlıkla,sihirli bir formülmüş gibi  takdim edilmesine  nasıl tahammül edilebilir?

    Okyanusbilim ile toplumbilim arasındaki teşbihler konusunda hep temkinli olmuşumdur.Mutlaka bir teşbih yapmak gerekirse,Türkiye gemisi su alıyor,kabul.Delikleri  kapatmak,tamir etmek varken suları dışarı atmak abes,kabul.Ama gemiyi hep beraber kurtarmak varken,gemiyi terketmek niye?

     Biz Türkler,ne kadar özgürüz?Aynı atmosferde yaşadığımızı,bizim de belki sizin kadar nefes almakta zorlandığımızı göremiyor musunuz?Mümtaz Soysal’ın ifadesi ile “birey ve toplum arasında toplumu,insan ve devlet arasında da kesinlikle devleti tercih eden” 1982 ‘Amayasası’ndan nasıl bir özgürlük anlayışı beklenebilirdi ki?Zaten 1982 Anayasası,1961 Anayası’ndaki ‘insan haklarına dayanan devlet’ tabirini ‘insan haklarına saygılı’ şeklinde düzeltmemiş miydi?

     Et-tırnak,et-kemik benzetmeleri  yapmayacağım;kandan,kırmızıdan o kadar bunaldık ki bunları çağrıştıracak söylemlere girmeyeceğim bile.Allah aşkına,kabul edin artık şunu:Siz bir istisna değilsiniz,sadece ne kadar özgür ve demokratik bir ülke olduğumuzun ispatısınız(!).Mevcut yapıdan ‘şikayetçi’(bu kelime hissiyatınızı yansıtmak için çok yetersiz,biliyorum.) olan sadece sizler misiniz?Çok uluslu bir imparatorluktan,iki asırlık sürekli toprak kaybetmenin getirdiği ruh hali ile rejimimizin temeline de yansıyan paranoya bir tek sizleri mi bunaltıyor? Bir Kürt olarak Türkiye’nin ‘doyurucu’(yıllardır,asırlardır özgürlüğe o kadar açız ki,en özgür rejim bile bizi doyurmakta zorlanacak galiba) bir özgür rejime kavuşması için hep beraber mücadele etmek varken,bu bencillik niye?

     Bir aldatılmışlık sonrası zaman.

  

    RP,FP,SP,AKP: ‘Beni sokmayan yılan bin yaşasın’


     Bazen atasözlerimizi çok mu ciddiye alıyoruz diye düşünüyorum. ‘İyi insan, sözünün üzerine gelir’ ile ‘iti an,çomağı hazırla’ atasözlerinin uyumsuzluğunu ‘kendisinden bahsedilen kişi lafı üzerine gelir’ şeklinde genelleştirerek çözümleyebiliriz ama ‘beni sokmayan yılan,bin yaşasın’ gibi atasözlerini ne yapmalı!Yoruma ihtiyaç duymayacak kadar ahlaki içeriği aşikar olan bu sözün, hayatta başarıyı(!) ne kadar sağladığı da artık daha net anlaşılabilir zannediyorum.Leviathan, yeni avlar peşinde.

     Ümit Cizre Sakallıoğlu’nun tespiti ile ‘meşruiyet kaynağı olarak demokrasiyi değil yalnız seçimleri gören’ (Röp:Neşe Düzel,Yeni Yüzyıl,26.01.1998) bir sivil siyasetçi zihniyetinin,merkez sağ partilerin bağrından çıkan bir toplumsal harekette yeniden doğmasına şaşmamak lazım. Siyaseti sadece kendimizi ifade etmenin,hedeflerimize ulaşmanın bir aracı olarak görmenin, ‘demokratik tutarlılığı’ sağlayamamanın maliyetleri telafi edilemez boyutlara geldi.Sistemin hep aynı krizini yaşamak zorunda mıyız?Hala uyanmayacak mısınız?

     Demokratik tutarlılığı olmayan bir zihniyetin ‘o çok sevdikleri’ demokrasiye ne kadar zarar verdiğini görmemek çok zor.Bu topraklarda yaşayan herkes demokrasiyle ağzını açtı,kapadı.Dünya tarihinin gördüğü en totaliter ideolojilerden biri olan sosyalizmin ideologları da hep aynı kavramlarla tanımlamadı mı kendini?Bu ne garip bir tesadüf!Resmi ideoloji eleştirisi yaparken, iktidara geldiklerinde kendi resmi ideolojisini oluşturanların samimiyetsizliği tahammül edilmez boyutlarda.Demokrasiyi araç olarak kullanmak isteyenlerden intikamını alacaktır demokrasi.Ama keşke kullandığı aracıları demokrat olsaydı.

   Peki ya diğerleri: Al birini vur ötekine

    Ya diğer partilere ne demeli?Muhalefete düşenin,iktidardan uzaklaştırılanın can simidi midir demokrasi?Keşanlı Ali Destanı’ndaki  o söz ne kadar da Türkiye’ye uyuyor:“Demokrasi,seçimden önceydi”.Vatandaş olduğunu sadece maaşı eline ulaşmadan alınan vergileriyle hatırlatılan bir toplumun, birilerinin iktidarda daha meşru bir şekilde devleti soymasına payanda olmak amacıyla beş senede bir seçime çağrılmasının nesine şaşırmalı ki?

    Siz makam arabalarına karşı olmamızın sebebini benzin masrafı mı zannediyordunuz?

Halkından,milletinden soyutlanmış bir yönetici,siyasetçi nasıl onların acısını,umudunu  kamu sahasına  taşıyabilir?Hala siyaseti bizim için mi yaptığınızı  söyleyeceksiniz.Ne kadar da kolay yalan söylüyorsunuz!

    Aynı  emeği veren memurla mukayesesini yapmadan aldığı zamlarla mı  ‘öncü’ olacak işçi sınıfı?Dünyayı yeseler doymayacak TBMM’deki aynanız siyasileri seçmedeki isabetinizi ispatlarcasına, hani kendilerinden bahsederken kullanmayı çok sevdiğiniz tabiri ile ‘büyüklerinizi’ taklit ederken ne kadar da keyiflisiniz. ‘Üzümünü ye,bağını sorma’mı diyeceksiniz yoksa.Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki herkes en yukarıdan en aşağıya kadar çetelerle,rüşvetlerle işlerini görüyor.Türkiye baştan aşağıya Susurluk çetesi olmuş farkında değiliz.

    Birileri yanıldığımızı söylesin.Kaybettiğimiz coşkumuzu,ümidimizi yeniden kazanmamız için bir küçük yalana muhtacız.Niye susuyorsunuz?

 

   Devlet:İkiyüzlü vatandaş üretme aygıtı

   Bütün vatandaşlarını kucaklayamayacak bir devlet,meşruluğundan vazgeçtim, ne işe yarar ki.Ve sen ey devlet biraz kendine güvensen iyi olur artık.İnsanları riyakarlığa iten sen değil misin.Hem insanların kendini ifade etmelerini engelleyeceksin,kendilerini farklı kavramlarla ifade edince de takiyyeci diye suçlayacaksın.Böyle iş olmaz.Kuralları koyma hakkı olanlar sadece kendi çıkarlarına göre davrandıkça,oyuna başkalarını almak istemeyen ‘mızıkçı çocuk’ gibi davrandıkça her geçen gün daha betere gidilecek.Belli bu.

   Demokrasi insana değer verir;çünkü ikiyüzlülüğü,riyakarlığı,takiyyeciliği insana yakıştırmaz.Etyen Mahçupyan’ın da dediği gibi “Demokrasi sadece muhalif barındırabilen değil,muhalif olmanın yollarını  açık tutan bir düzenlemedir...demokrasilerde toplumsal taleplerin ne derece ‘meşru’ oldukları sorusuna yer yoktur,

çünkü sistemin kendisi bu taleplerin varlığı sayesinde ‘meşru’ sayılmaktadır:Eğer toplumsal taleplerin varlığı ve çeşitliliği sözkonusu olmasaydı,demokrasiye de gerek olmazdı.”

    Kendi dışındakilerini  kapsama gücü önümüzdeki yüzyılın sorusu olacaktır.Gittikçe derinleşen toplumun çoğulculuğunu siyasal projeye dönüştüremeyen rejimler ayakta kalamayacak.Tarihin sarkaç hareketini çağrıştırırcasına, bir zamanlar milliyetçiliğin etkisiyle çok uluslu imparatorlukların dağılması gibi.O yüzden içinizden gelmese dahi ayakta kalabilmek için çoğulcu demokrasiye geçseniz iyi olur artık.

    Evet, ‘demokrasi.herkes içindir’.Bu yüzden de herkesi kapsama gücüne sahip tek rejim de demokrasidir.

 

     Eğlenceli bir cenaze töreni(mi?)

    Rıza Tevfik ‘Acılı Ana’ isimli şiirinde  “Güneşe bakarsam sönüp soğuyor/Ruhumda bir uzun gece doğuyor/

Yarabbi,bu zulmet beni boğuyor/Hangi ufuklarda nur-ı  seher var?!” diyordu.


    Bu kadar namert,bu kadar çirkin,bu kadar riyakar siyaset yapmak,mücadele etmek zorunda mıydık?Layığımızı bulmanın,adaletin tecelli etmesinin rahatlığını taşısam da içimdeki hayallerin,ümitlerin burkuntusunu atamıyorum dostlar.O yüzden  ne Ahmet Altan gibi “ Mahzendeki ölüyü gördük çünkü.Onu gömmemiz gerektiğini anladık.Eğlenceli bir cenaze töreni yapacağız ve ümitle yeniden başlayacağız” diyebiliyorum ne de “ilk kez,bir zilletin en dibine vurduğumuzu hissediyordum ve ilk kez bu karanlık keder kendi içinde yakamozlanıp ışıklı bir umuda dönüyordu benim için”

   Keşke ben de Ahmet Altan gibi acıyı bütün yüreğimle yaşarken yine de bu satırlardaki ümidi taşıyabilseydim.

   Keşke...

Av. Oktay Akmaner

Bu makale 435 defa gösterildi.


Yorumlar
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım