23 Mayıs 2012, Çarşamba
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
04 Kasım 2009

DİYALOG

Av. Oktay Akmaner



        “Parola: Askerlerin veya gizli derneklerin toplantılarına katılan kimselerin birbirlerini tanımalarını sağlayan  ve kendi aralarında önceden kararlaştırdıkları kelime veya söz”


        “Demokrasi: Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimi

                                                                                       (Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlük)

      Millete çocuk, kendilerine hami sıfatı yakıştıran bir zihniyetin uslanmadığının ispatı anlamında bir takım belgelerin gündemi işgal ettiği bir noktada demokrasi üzerine birkaç kelam daha etmek gerektiği anlaşılıyor.

      Avrupa Konseyi eski Genel Sekreteri Walter Schwimmer’in ifadesiyle “Türkiye, Avrupa DEMOKRASİ AİLESİ’ne katılma yönündeki isteğini gösterdi“ cümlesi bir anlamda önemli bir milattır.O zamana kadar her şeyi –mış- gibi yapan Türkiye, artık “biz yaptık oldu“lu  cümleler kurmak yerine Demokrasi Standartlarına riayet edeceğini deklafre etmiş oldu.

      Hayek’e göre demokrasi ile otoriterizm, liberalizm ile de totaliterizm birbirlerinin karşıtıdır. Ama Sartori otorite kavramının, “demokrasiye aykırı olmak şöyle dursun, demokrasi için mükemmel, par excellence bir iktidar formülü” olduğunu söyleyerek, “demokrasiyi geliştiren ideal iktidarın zaptedilmesi değil, tam tersine, onun azaltılması ve dolayısıyla iktidar sahiplerinin yerini otorite sahiplerinin almasıdır” der. İşte bu noktada otoritenin nasıl otoriterizmi doğurduğu üzerine birkaç şey söylemek gerekiyor. Otoriterizm, faşizmin bir siyasal sistem için bulduğu addı. “Kokuşmuş, yıkılmaya yüz tutmuş, otoritesiz sermaye-demokrasilerine karşı gerçek otoriteyi yeniden canlandırma”nın adı olarak düşünülen faşizmin bu tanımı demokratların da hoşuna gitti. Lasswell ve Kaplan’ın ‘biçimsel iktidar’ diye tanımlaması ile otoritenin meşruiyet (legitimacy) yerine yasallıkla (legality) anlamlandırıldığı bir döneme geçilmesine rağmen Sartori’nin meşruiyet ile otoritenin karşılıklı olmak üzere birbirini içerdiği şeklindeki yorumundan hareket etsek dahi aynı noktaya geliyoruz: Meşruiyetini kaybeden iktidar, otorite kaybını otoriterizmle kapatmaya çalışıyor. Bu da demokrasinin alanının o kadar küçültülmesi anlamına geliyor son tahlilde.

       Dükkanı kapatmadan etimolojik birkaç laf etmezsem içimde kalacak. Otorite’nin ilk anlamı Latince ‘augere’ kelimesi ile karşılanmıştır. Yani çoğaltmak, büyütmek. (Otorite, ruhuna üflenen ilhamdan ötürü bu kadar ‘atak’ herhalde.) ‘Auctoritas’ kavramının iktidar kavramına göre tanımlanması ise Weber’in ‘herrschaft’ kavramının senyörlüğü ve üstünlüğü çağrıştıran ve ‘başatlık’, ‘başat’ olarak çevrilebilecek karşılığının, İngilizceye yanlış çevrilmesi ile başlar. Çünkü Almanca’da ‘autoritat’ kelimesinin bulunduğundan hareketle Weber’in bunu kasdetseydi ‘herrschaft’ kavramını kullanmayacağı söylenebilir.

      Demokrasinin en büyük avantajlarından birisi, bir tür laboratuvar olmasında yatar. Her odasında, daha iyi bir toplum ve devletin araştırılmasına imkan hazırlayan bir bina gibidir demokrasi. Tarihe şöyle bir baktığımızda, bir sonraki yüzyılın egemen iktisadi, idari, hukuki modellerinin ipuçlarının bir önceki asırdaki konumu, bize değişimin  niye bu kadar sancılı gerçekleştiğini sormamıza sebeb oluyor? Aslında herşey ne kadar da basit değil mi? İnsanlığın elinde sihirli formüller yok ve her modelin ömrü var.

      Türkiye’nin geri kalmışlığındaki sırlardan birisi de bu ‘bayrak yarışı’ndaki espriyi kavrayamayışımız mı acaba? Baksanıza bayrağı eline geçiren, başlıyor bu topraklarda en çok kabul görmüş oyunlardan birisi olan ‘mendil kapmaca’ oynamaya! Oysa demokrasinin ortaya çıkışındaki en büyük sebeblerden birisi bu ‘jokey değişimi’ni (H-Hiç kafa yormayın, kavram doğru, toplumu beygir belleyip sırtından inmeyen bir iktidar zihniyetine karşı daha uygun bir kavram aklınıza geliyor mu?) nasıl olur da en az hasarla atlatırız sorusu değil miydi?

      Yeni edindiğimiz tecrübelerden ve birikimden sonra, sevdiğimiz bir kitabı tekrar okurken yeni çıkarımlar yapabilen, yanlış bulduğumuz bir fikire daha sonra doğru bularak destek veren bizler, nasıl oluyor da ‘siyasi alan’a girdiğimizde hatasızlığı başarabiliyoruz? Gelişimi donduran bu mükemmelliğin sırrı nedir ey iktidar? Orada bizim bilmediğimiz ne var ki o kapıdan girenler ‘insanlıktan çıkıyor’; yanılmaz, şaşmaz ‘Bilge Kağan’lara dönüşüyorlar?

      Bu bayrak değişimini, bir başka ifade ile sağlıklı bir değişimi gerçekleştirmek için ‘geri dönüşüm kutusu’na sahip olmanın büyük önemi olduğunu düşünüyorum. Üretildiği zaman horlanan, küçümsenen fikirlerin sonradan baştacı edilmesi niçin siyasi sistemlerin de aynı şeyi düşünemediğini sormamıza sebeb oluyor? Ve tabi ki bu soru da gereksiz bir soru oluyor. Çünkü böyle bir sistem var. Adı da demokrasi.

      Demokrasi, üretilen fikirlerin birarada varolabileceği bir zemin sunar. Önemi anlaşıldığında da bu sistem sayesinde hem insanlar, hem de fikirler ‘hazır bulunur’.İmha edilmez. Taha Akyol’un ifadesi ile ‘herkesin görüşünü deneyebileceği’ bir zemindir demokrasi. Yapılan her türlü üretim faaliyetini niyet ya da sonuç açısından bir kritiğe tabi tutmadan, üretmeye, emeğe duyulan saygıdan ötürü kayda değer bulan (yani demokratik sisteme entegre eden, sisteme kaydını yapan) sistemin adıdır demokrasi. Aksi ispatlanana kadar (nasıl ispatlanıyorsa!) herkesin vatanı sevdiğini, yapılan siyaset faaliyetin bu sevgiden beslendiğini, vatan sevgisinin kimsenin tekelinde olmadığını, hele hele devletteki konumla vatan sevgisi arasında doğru (hadi ters orantıyı da ekleyelim bari!) orantı kurulamayacağını anlamadıkça; başka birisinin sevgisinden kıskandığı sevdiği kız ile vatanı karıştıran ve hatta vatanı ‘kapatma’sı gibi gören zihniyet ile bu iktidar anlayışının ne farkı var sizce? Kazanmayan, ‘kapatması’nın ekmek parasını orada burada yiyen zihniyetle, yönettiği topluma hiçbirşey katamadığı halde milletin malını eşine dostuna peşkeş çeken bir sefil güruhun iktidarı elinde tutma ısrarı arasındaki paralellik ne kadar da şaşırtıcı!

     Akademik dergilerde uygulanan güzel bir gelenek vardır: Yazarın ismi kapatılır, yazı onay alırsa yayınlanır. Siyasetteki ‘hamili kart yakinimdir’ geleneği sadece alt kademelerde geçerli olsaydı keşke. Doğruluğu, güzelliği kendinden menkul fikirlerin monopolü (monopolio unitario zorunluluğu yok,oligopol koşullarına veya  çok sayıda  rakibe rağmen mümkündür) değildir Türkiye. Meselelerimizi tartışırken hiçkimse mutlak doğruluk iddialarıyla, sihirli formüllerle gelmesin. Türkiye, ‘Baba’nızın çiftliği değil. Hiçkimse birilerini, birşeyleri referans vererek siyaset yapmaya kalkmasın. Sıfatlarınızı soyunarak siyasi alana gelin ve bize adalet için, ekonomik gelişme için, özgürlük için söyleyecek bir şeyiniz var mı, onlardan bahsedin.Yoksa, susun!

_________________________________________________________________________________

Av. Oktay Akmaner

Bu makale 335 defa gösterildi.


Yorumlar
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım