23 Mayıs 2012, Çarşamba
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
27 Ekim 2009

DİYALOG

Av. Oktay Akmaner

 

29 Ekim 2009, bir başka ifadeyle Cumhuriyetimizin 86. yıldönümü. Cumhuriyetimiz, yeni bir yol ayrımında: Bilhassa AB süreciyle birlikte, bize özgü demokrasimizle, demokrasi uygulamasına öncülük etmiş Batı dünyasındaki modeller arasındaki fark daha net algılanır hale geldi. Sorunun tanımlanması da kolaylaştı: Maalesef Cumhuriyetimizin içini yeterince demokratikleştiremedik.
  
       Tarih-Siyaset-Hukuk

       O can sıkıcı soruları tekrar sorarak başlamalı: Siyasi kültürümüz niye güçlü bir hukuk üretemiyor? Neden demokratik bir siyasi yapı inşasını bir türlü başaramıyoruz? Beni burada ilgilendiren en önemli konulardan biri siyasi kültürümüzün niye güçlü bir hukuk üretemediği ve demokratik bir siyasi yapı inşasını niçin başaramadığımız. Sağlıklı bir siyasi yapının inşası için ilk önerim önkoşul olarak ‘tarihe razı olmak’tır. Evet ,‘su akar,yolunu bulur’.Bu  gerçek karşısında, mutluluk mu üzüntü mü duyacağınız ise sizin tercihinizdir.
      

Bugün yaşadığımız sorunların temelinde ‘Tarih-Siyaset-Hukuk silsilesi’ni doğru işletemeyişimiz yatıyor. Lauren Cohen-Tanugi’nin formülleştirmesiyle ‘hukuksuz devlet’ yerine ‘devletsiz hukuk’un geçerli olduğu ya da Sami Selçuk’un ifadesiyle ‘az devlet,çok hukuk’ ilkesiyle hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik bir siyasal rejimin daha fazla geciktirilmesinden kaynaklanacak krizleri saymak abes olur.Toplumu siyasette ‘nesne’ konumuna indirgeyen Jakoben zihniyet, bugün kendi kazdığı kuyuya düşmüştür. “‘Hukuk devleti’ kavramının boy gösterdiği kara Avrupası ülkelerinde,özellikle Fransa’da devlet merkezci bir yönetim vardır.Devlet her yerde hazır ve nazır;Jakoben,aristokratik.Yönetim, sıkışınca ‘hikmet-i hükümet’:la rasion d’Etat’ kavramına başvuruyor. ‘Hikmet-i hükümet’,hukukun erişemeyeceği kör/karanlık bir nokta.Hukukun eriştiği ‘kamu yararı’nın ise içeriği belirsiz,sürgit tartışmalı.Hukuk sistemini miskinleştiren bu kavram,çoğu kez hukuku politikleştirmiş bir oyunun parçası.Bu ülkelerde,hukuku üreten temel güç devlettir.O yüzden hukuk,hep devletten yana;devlet,girişimi elde tutarak hukuk aracılığıyla pekçok şeye el atmış.O yüzden ‘kamu yararı’, ‘yönetimin takdir hakkı’ ağırlıklı bir yönetim hukuku doğmuş.Toplum ve hukuk marjinalleşmiş.” (Sami Selçuk,1997)
      

‘Tarihle barışık olmanın,kültürel sürekliliği muhafaza etmenin’; toplumun hukuka riayet etmesinde,siyasetteki radikalleşmenin önünü kesmede büyük etkisi var.İngilizlerin, İngiltere Parlamentosu önüne yaptırdıkları heykellerin renkliliği üzerinde özellikle durulması gerektiğini ve bu fotoğrafın  anayasa yazmaya niye ihtiyaç duymadıklarını anlamak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Cumhuriyete geçişi sağlayan Oliver Cromwell ile Stuart hanedanını yeniden iktidara getiren 2.Charles’ın,1868-1885 yıllarında aralarında ‘yağlı direğin tepesine’ çıkma konusunda kıyasıya bir rekabetin hakim olduğu ve başbakanlığın dört kez el değiştirdiği  Benjamin Disraeli ile William Gladstone’un (sonradan aynı rekabeti Robert Salisbury ile devam ettirmiştir)  heykellerini yanyana koyabilen İngilizlere gıpta etmemek elde değil. Kendi tarihlerinin kısa bir panoraması olarak da kabul edilebilecek böyle bir görüntüyü hayata geçiremeyişimiz, insanları konuşmaktan
kurumlara,ilkelere niye vakit ayıramadığımızın da izahı aslında.
       

Cumhuriyeti geliştirmek
       Bugün ancak çok ciddi bir yeniden yapılanma ile yirmibirinci yüzyılda kendimize yakışan yeri alabileceğimiz konusunda hepimiz hemfikiriz zannediyorum.O halde birkaç tespit ve teşhiste bulunalım:

-Siyasi yapımızın içinde bulunduğu kriz, küçük rötuşlarla aşılabilir gözükmemektedir.

-Her ne kadar kendine özgülüğümüz su götürmez bir gerçek ise de dünya siyasetinin içinde bulunduğu yeniden yapılanma süreci içerisinde tartıştığı temsil,katılım,çoğulculuk,kimlik,vatandaşlık gibi problemlerin bize de bir o kadar yansıması,genel dünya konjonktürünün bizi de ne kadar etkilediğini göstermesi açısından önemlidir.

-Hiçbir zaman bütün meseleler halledilemez,ve dönemsel öncelikler uygulanır.Atatürk de böyle yapmıştır zaten.Şu an daha demokratik bir rejim hayali ile yapılan eleştirilerin bu açıdan yersiz olduğunu düşünüyorum.

Adım atmayı öğrenmeden koşulamayacağı gibi aynı şekilde de yeni savaştan çıkmış,daha dünün tehlikelerinin ortadan kalkmadığı bir zamanın gerekleri yerine getirilmiştir.
       

“Atatürk,bir diktatör değildi.Bir inkılapçı, devlet kurucusu idi.O hiçbir zaman, ‘Ben böyle istiyorum;böyle olacak’ demedi. ‘Millet böyle istiyor,böyle yapacağız’dedi” sözlerinin sahibi Yakup Kadri Karaosmanoğlu Atatürk’ü belki de hepimizden daha çok  tanıyordu.
       

Demokratlığı adaletle formüle eden biri olarak,hakettiğimiz kadar gelişim istiyorum.Toplumun geleceği konusunda siyasilere ‘öncü parti’ misyonu tanımıyorum.Belki Doğulu karakterimizden belki de bir asıra yakındır üzerimizden atamadığımız Fransız siyasi geleneğinden bilinmez,siyaseti tabiileştiremiyoruz. Hatta ‘aklı’ tekeline almanın verdiği rahatlık içerisinde ‘doğru’ siyaset üretmeye verilmiş en güzel cevabın da bir nevi geçmişle hesaplaşmak anlamında değerlendirilebilecek öncülüğünü Derrida,Foucault gibi Fransız düşünürlerin çektiği akımın olduğunu düşünüyorum.
     

Meselelerimizi tartışırken hiçkimse mutlak doğruluk iddialarıyla ve birilerini,birşeyleri referans vererek siyaset yapmaya kalkmasın. Bugün değişimin önündeki en büyük engellerden biri ‘...-cı’ ve ‘...-ist’ takısı alan sıfatlarla siyaset yapanlardır.Farklı ideolojik pozisyonda bulunmaları aynı zihniyetin farklı tonları olduğunu gizlemiyor. Yalnız farklı fikirlere karşı değil farklı tonlara karşı tahammülsüzlüğümüz yüzünden siyasi yapımızdaki “tekelcilik” yerli yerinde duruyor.ı
     

Demokratlarımızın göremediği husus ise ‘demokratlığın,tarihe razı olmak’la eşanlamlı olarak düşünülebileceği ve bu açıdan bakıldığında tarihimizin genel hatlarıyla ‘alan razı,satan razı’ durumuna örnek olarak verilebilecek bir dönem arzetttiği hususudur. Bilmeliyiz ki hatalarımız bizim hocamızdır,onların sayesinde biz doğruya(?) daha çok yaklaşma şansını yakalarız.O yüzden yaşanan hiçbirşey kayıp değildir,yaşanmama durumu da olamazdı zaten. Evet  ‘su akar,yolunu bulur’.Bu  gerçek karşısında, mutluluk mu üzüntü mü duyacağınız ise sizin tercihinizdir.Bu yüzden sürekli geçmişe dönüp üstüne üstlük bunu bugüne yeni problemler ekleme sonucunu doğuracak şekilde ele alacak olursak geleceğin kaybedileceğinden de şüpheniz olmasın.

Av. Oktay Akmaner

Bu makale 337 defa gösterildi.


Yorumlar
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım