
Müslüman ömrü boyunca fedakarlıkta, sevgide, sabırda, yardımlaşmada, ibadetlerinde, inkarcı topluma karşı mücadelede ve güzel ahlakı tüm dünyada yaygınlaştırmada imtihana tabi tutulmaktadır. Müslüman güzel ahlakı yaşamak ve yaşanmasına vesile olabilmek için şartların oluşmasını beklememelidir. Müslüman her koşulda Kuran ahlakını yaşayan, İslam’ı tebliğ eden insandır.
İnsan düşmanı olan ve ömrünün sonuna kadar onu doğru yoldan saptırmak için yemin etmiş bir varlıkla muhattap olacaktır. Şeytan gerek vesveseleriyle, gerekse emri altına aldığı, Kuran ahlakından uzaklaştırdığı insanlarla Müslümanın önüne, sağına, soluna, arkasına engeller koymaya çalışacaktır. Müminlerde de şeytanın tüm bu saldırılarına karşı Allah’a sığınırak cevap vermeye çalışmalıdırlar. Eğer insan Allah’ın hükümlerini görmezlikten gelir, kendi kurallarıyla bir yaşam mücadelesine girerse hem dünyada hem de ahirette kaybedenlerden olacaktır.
Dedi ki:
"Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka Senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım." "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (Araf Suresi,16-17)
Bu yüzden şeytanın saldırılarına karşı Müslüman her an, her saniye dikkatli olmalıdır. Şeytan sürekli insanın en zayıf anını kollar ve gevşekliğe düştüğü, Allah’ı anmada zayıflık gösterdiği an vesveseleriyle sarıverir. Şeytan ayrıca çok zeki yaratıldığı için doktorundan, esnafına, gencinden, yaşlısına, başbakanlardan, sanatçılara… herkesin psikolojisini bilmekte ona göre hareket etmektedir. Ve bunu açık açık değil, daha etkili bir yöntem olarak sinsice, yanlış olan tavırları meşrulaştırarak yapmaktadır. Müslüman yemek yerken, temizlik yaparken, arkadaşlarıyla sohbet ederken, işteyken, okuldayken bunun bilincinde, açık şuurlu davranmalıdır.
Bir Müslüman şeytanın kendisine etki etmediğini, asla kendisini kandıramayacağını düşünebilir. Gerçekten çok güzel ahlaklı da olabilir. Ancak Müslüman şeytanın, dünyanın en zeki insanlarını, hatta bazı peygamberlerimizin yakınlarını dahi kandırdığını unutmamalıdır. Bu yüzden Müslüman asla ahlakını yeterli görmemeli ömrü boyunca sürekli kendini geliştirmek için çaba sarfetmelidir. Zira insan Allah’ın gazabından emin olamaz.
“Hayır; gerçekten insan, azar. Kendini müstağni gördüğünden.’’ (Alak Suresi, 6-7)
Müslümanın güzel ahlak göstermede ve salih amel işlemede ara verip tatil yapmayı istemesi söz konusu değildir. Müslümanın yemesi de, konuşması da, gezmesi de, dostlarıyla beraber sohbet etmesi de Allah rızası içindir. Yani Müslüman her anında Allah’a yönelebilir. İbadet etmek için belli bir zaman dilimini, belli bir mekanı beklemeye gerek yoktur. Müslüman bulunduğu her ortamda Allah’ın tecellilerini görüp, O’nu anıp, yüceltebilir. Kardeşine güzel söz söyleyip, onore edebilir, ikramda bulunup, mutluluğunun artmasına vesile olabilir. Dünyada İslam ahlakının yaygınlaşması için neler yapılabilineceğine dair fikirler üretebilir.
“Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.’’ (İnşirah Suresi, 7)
Bazı insanlar bu ahlakın zor ve çok fazla detay içerdiğini düşünebilir. Oysa Müslüman bu ahlakı Allah rızası için gösterdiğinden hayatının amacıdır. Müslüman Allah’a olan sevgisi, O’na kavuşma arzusundan ötürü güzel ahlak göstermeyi ve salih amellerde bulunmayı büyük bir şevkle yapar. Rabbimiz’de buna karşılık Müslümana büyük bir şuur açıklığı ve sabır ilham eder. Müslüman ibadet etmekten yorulmaz. Tam tersine Allah’a sürekli yönelmek insana büyük bir enerji ve sağlık verir. Rabbimiz bir ayetinde sürekli güzel ahlak göstermenin, kurtuluşu ummak bakımından daha hayırlı olduğunu şöyle bildirir:
“… sürekli olan 'salih davranışlar' ise, Rabbinin Katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.’’ (Kehf Suresi, 46)