23 Aralık 2011
Alvarlı Efe Hazretleri & Fetullah Gülen Hocaefendi
Hace Muhammed Lûtfi (Alvarlı Efe Hazretleri); 1868 yılında Erzurum Hasankale Kındığı köyünde dünyaya geldi. Pederleri Hace Hüseyin Efendi, valideleri Seyyide Hatice Hanım'dı. Tahsilini başta pederi olmak üzere devrinin şöhretli âlimlerinden tamamlayarak icazet aldı. 1889'da Hasankale Sivaslı Camii'ne imam olarak göreve başladı. Aynı yıl pederleri ile birlikte Bitlis'e giderek Hace Muhammed Pir-i Küfrevi Hazretleri'nin mümtaz bir halifesi olarak Hasankale'ye avdet etti. Bilahare vazifesini Yavi nahiyesine oradan da ana vatanı olan Hasankale'ye nakletti. Hasankale Alvar köyü halkının istirhamı üzerine oraya giderek bu köyde 24 yıl vazife yaptı. 1939 yılında tedavi için Erzurum'a gitti ve Mehdi Efendi Mahallesi 16 yıl hizmetlerine devam etti. 12 Mart 1956 tarihinde vefat etti. Nâşı Alvar Köyü'nde pederleri Hüseyin Efendi'nin yanına defnedildi.
Fethullah Gülen Hocaefendi Alvarlı Efe Hazretlerini şu veciz sözlerle anlatıyor; Hayatımda derin izler bırakan Alvarlı Hocaefendi’nin benim üzerimde tesiri çok büyüktür. Hüsn-ü teveccühte bulunmam için lazım gelen bütün şartlar hazırdı. Dayım, adeta o ismi besmelesiz ağzına almıyordu. Teyzem o iklimin delisiydi. Babamın ve annemin ciddi bir bağlılığı vardı. Benim o zatla bütünleşmem için bütün sebepler ortadaydı.
Sözün tesiri için bu çok önemlidir. Onun için, Alvar İmamı'nın ağzından çıkan her kelime bana, başka bir alemden akıp gelen ilhamlar şeklinde görünüyordu. Yani, o konuşurken biz, yeni şimdiye kadar yere inmemiş bir kısım semavi şeyler dinliyor gibi kulak kesiliyor ve böyle bir atmosfer içinde dinliyorduk. Belki bu söylediklerim o gün için, tesir yönüyle bu kadar netleşmemişti ve ben çocukluğumda bu kadar net bir düşünceyle onu dinlememiştim. Fakat vicdanım bir lahutilik karşısında olduğunu her zaman hissetmişimdir.
Hayata gözlerimi açtığım zaman, O'nun ağzının şerbetine susamış pek çok gönül gibi, peder ve validemi de o dupduru kaynağın başında buldum. O'nu idrak ettim diyemem; çünkü O, ötelere göç ettiği zaman, ben hayatımın henüz, on altıncı yılının yamaçlarında dolaşıyordum.
Alvarlı Hocaefendi’yi çocukluğumun başına konmuş büyük bir iltifat sayacağım "Talebem" sözüyle her başımı okşadıkça, o günkü hislerimle kendimi sağlam bir emniyet noktasına dayamış hisseder, ruhumu bir inşirahın sardığını duyardım. Aradan bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, hala O'nun ipekten ellerini kulaklarımda hissederim. hala "Kulaklarını biraz yumuşatayım da zekan açılsın" dediğini duyar gibi olurum.
Alvarlı Hocaefendi Hakka kurbiyet dairesinde dönüp durdu; fakat hiç mi hiç ihtişama ve alayişe yüz vermedi. Adeta bir huma kuşu gibi gölgesi vardı kendisi yoktu.
O, akıl gözünü doğru düşünce ile birleştirmeye muvaffak olmuş ve kalb-kafa izdivacı gibi çok az talihlinin ulaşabildiği bir noktada Kutup bir insandı.
Bütün hayatı boyunca bu ikinci dirilişin rüya ve hülyalarıyla yaşadı. O ve emsalinin samimi gayretleri sayesinde bu çorak ülke ve bu düşkünler diyarında çok şeyler değişti. Karın, buzun eridiği her yanda gül bahçeleri meydana geldi.
O, ruh gücü ve yüksek himmetiyle bulunduğu muhitte bir veliler başbuğu, ledünnî bilgiyle de devrin ünlüsüydü. Eşiğine baş koyan herkesi manevî güç ve câzibesiyle büyüler, kendine çeker, sohbetine erenleri de irfanıyla mest ederdi. O, inci mercanlarla dolu bir deniz, çağıltılarla akan bir nehir ve derinlikleri herkesi düşündüren, hayrete sevk eden bir girdap gibiydi. Bu gün O'nun hayat çeşmesinden kana kana içip ölümsüzlüğe eren nice kimseler vardır ki, aradan bunca yıl, bunca zaman geçmiş olmasına rağmen, ruhlarında hala O'nun hayatbahş olan soluklarını duyar gibi ürperirler.
Hayatımın en sarsıcı hadiselerinden biri de Alvar İmamı'nın vefatıdır. O gün ben de Alvar'da bulunuyordum. Kuşluk vaktiydi. Salondaki sedirin üzerinde uzanmış, istirahat ediyordum. Birden hafiften bir ses duydum. Ceketimi elime alıp koştum. Efe Hazretlerinin evine doğru yaklaştıkça, acı gerçeği anladım; Efe hakikaten ölmüştü. Çünkü çevre komşular hep evin etrafına toplanmışlar ve insanlar mendil tutmaca ağlıyorlardı.
Dünya, yeri doldurulamayacak bir boşluk daha görecek ve Efe'nin ölümüyle bu yaşlı ana bir defa daha inleyecekti. İnleme ve ağlamalar günlerce aylarca sürdü. Sessiz ağlayışımız ise hâlâ devam etmektedir.
Faruk Çakmak
Bu makale
243
defa gösterildi.