06 Aralık 2011
ESKİ ALTIN
Kapitalizm, ülkemizde bugünkü kadar ağırlığını hissettirmemişti. Bundan birkaç sene evvel sermaye renklere ayrılmıştı. Belli basın-yayın kuruluşları en büyük tehlike diye sermayenin yeşil renkli olanını gösteriyorlardı. Yeşil kuşak projelerinden bahsediliyordu. Bu gün görüldü ki sermayenin yeşili de kendi sermaye gruplarından farklı değilmiş. Bir ara yeşil basın (diğer adıyla muhafazakâr basın) üzerinde duruldu, acil alarmı verildi, bu basınında birkaç gazete ve dergi hariç kendilerinden farkı olmadığını gördüler, rahatladılar. (Ha bu basının ve sermayenin birde kızıl renkli olanı var ki kısmet olursa, İnşallah ondan da bahsederiz.) Şarabı, rakıyı; meyve suyu ve ayranla birlikte bulundurdular, tokuşturdular, birbirlerini daha iyi tanımaya çalıştılar. Hatta birlikte gezi programları yaptılar, gezdiler, dolaştılar ve de birbirlerinden çok memnun kaldılar. Hoşgörü ortamı gelişti. O kadar ki bir konuda çok iyi anlaştılar. “Devlet malı deniz, yemeyen domuz” domuz olmamak içinde gereğini çok güzel yapıyorlar. Ancak bu sözü söyleyip zihnimize kazan hangi domuzdur, onu bilmiyorum. Ama asıl domuzun; bu gariban milletin elinde, avucunda ne varsa almak için planlar yapan kesegen tabir edilen domuz cinsinden domuzlar olduğunu biliyorum. Devlet malını çarçur eden, çalıp-çırpan domuzluktan kurtulur anlayışı ile herkes kendi ölçüsünde bir şeyler götürüyor.
Televizyon, radyo, gazete, dergi vs. bütün iletişim araçları bu büyük canlılara (!) hizmet eder duruma gelmiş. Adamlar milleti yolmak için akla, hayale gelmeyen yöntem ve teknikler bulmuşlar. Bankalar yasal tefecilik anlayışı ile çalışıyor. Eski tarihli altın gibi kavramlar icat ediliyor. Reklam anlayışları elinizde, avucunuzda ne varsa bize harcayın bizden alış-veriş yapın, komşuya giderseniz yandınız. Bırakın komşum ölsün biz rahat edelim. Koşun, hemen gelin ve paranızı harcayın. Paranız cebinizde kalırsa zarardasınız vs. Gözleri paradan başka bir şey görmüyor.
Bu eski tarihli altın kavramına takıldım. Ya Hu altın altındır. Altının eskisi yenisi olur mu? Oluyor, maalesef oluyor. Yani aynı ağırlığa sahip iki altından yeni tarihli olan daha makbul. Şunu anlayabiliyorum. Almış olduğunuz altını bozdurduğunuzda, işçilik payı düşülür, tamam. Hurda olarak alınır, kabul. Ama eski tarihli, yeni tarihli konusu oldu mu bunu anlamakta zorlanıyorum. Denilebilir ki kardeşim yıllardır böyle bir uygulama var, hayrola rüya mı gördün. Hayır rüya görmedim ama bu konu kafama yeni takıldı. Bu tür şeyleri biraz düşününce bu nasıl bir sistem, her şey millet dolayısıyla devlet nasıl soyulur anlayışı üzerine kurulmuş, diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Bu düzenin sahipleri “kârdaş” ve “paydaş” oldukları sürece bir sıkıntı yok. Sermaye sahiplerine bir şey olmasın, halk mı ezilmek için var zaten. Ya bu halk silkinirde kendisine gelirse… Olur mu öyle şey; çağdaşlık, laiklik, muhafazakar liberaller, TV dizileri ne güne duruyor. Saygılarımla.
Yener Çaycı
Bu makale
301
defa gösterildi.