23 Şubat 2012, Perşembe
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
27 Ekim 2011

VAN-HAKKARİ İZLENİMLERİM

Av. Oktay Akmaner

 Bu sene 3 kez Van’a ve Hakkari’ye gittim. Kürt sorununa olan özel ilgim sebebiyle çok öğretici bir gezi oldu benim için. Bölgeyle alakalı notlarıma biraz sonra değineceğim ama önce Kürt sorunuyla alakalı birkaç şey söylemek lazım.

     Özel ilgimin bir sebebi aynı topraklarda kardeş kavgasının anlamsızlığına olan kızgınlığımdı, diğer sebebi ise kaç asırdır yerinde sayan ve gerileyen ülkemizin yeniden atağa geçmesi için çözülmesi gereken temel meselenin Kürt sorunu olduğu tespitiydi. Hatta öyle bir durum ki ya bu sorunu çözüp büyüyeceğiz ya da çözemeyip küçüleceğiz, ortası olmayan bir sorunla karşı karşıyayız.

     Kürt sorunu demişken soruna bakış açısı tanımlamayı da beraberinde getiriyor şüphesiz. Sorunu ekonomik mi, toplumsal mı  artık nasıl görüyorsanız ona göre bazı isimlendirmeler yapıyorsunuz. Güneydoğu sorunu, Doğu sorunu, Kürt sorunu gibi farklı isimlendirmeler aslında sorunun özünü ortadan kaldırmıyor.

     Soğuk savaş sonrası yeniden şekillenen dünyadaki dengeleri okuduğunuzda karşımıza çıkan fırsatlar ülkemizin yeniden en aşağı bölgesel bir liderliğini pekiştiriyor. Tıpkı Kanuni Sultan Süleyman’ın Batı’daki hızlı büyümesinin Yavuz Selim’in Doğu’daki başarısı üzerine oldukça kolaylaşması gibi şu an da Türkiye’nin dünyadaki birçok sorunlu bölgeyle olan temasında bu çözüm özel önem arzediyor.

     Kürt sorunu çerçevesinde yaptığımız operasyonların ve savunma giderlerinin devasa boyutundan öte bir manevra zenginliği sağlayacak bu çözüm.

     Van’la ilk temasım uçaktan inmeyle başladı. Havaalanında tek uçak bizimkiydi. Direkt Hakkari’ye geçeceğimden sadece yemek için mola verdim. Van’lıların misafirperverliği İstanbul’da artık unuttuğumuz boyutlarda. Mesela yemek yediğim yerin sahibi hesabı ödemek istediğimde “misafirimiz olun” diyerek parayı almamaya çalıştı, ben de “paramız nasip olsun” diyerek verdim gene de. “Başım üstüne” tabirini de çok sık duyuyorsunuz. Çok kilit bir tabir bölge insanını anlamak için. Meselelere verdiği önem ve ciddiyeti anlatıyorken bir taraftan da diğer insanlara verdiği öneme de atıf yapıyor göreceli olarak.

     Hakkari’ye geçmek için bir minibüse bindiğimize bakmayın ortalama 3 saatlik bir yol bu. Yolların asfalt durumu fena değil. Orman anlamında bir şey yok. Nehirlerin yanındaki yeşillik ve sınırlı ağaç da olmasa dağları ve bozkırları seyretmekten başka seçeneğiniz yok. Dağlar çok heybetli.

     Ama Hakkari’ye vardığınızda metabolizmanız normale dönene kadar epey vakit geçmesi gerekiyor. Hakkari merkezde birçok Anadolu ilimizde olduğu gibi kamu binaları birbirine çok yakın. Valilik, Adliye ve diğer kurumlar.

     BDP-KCK-PKK-HPG’de Yeni Strateji

     Hakkari’ye ilk gittiğim gün BDP’nin de milletvekili adaylarını Hakkari’de ilan ettiği gündü. Hakkari’ye vardığımda hayat normale dönmüştü. Eşbaşkan ve fiili parti liderleri Selahattin Demirtaş’ın Hakkari’den milletvekili adayı olması da milletvekili listesinin Hakkari’den açıklanmasına bir sebeb olabilirdi elbette ama benim gözlemim BDP-KCK-PKK-HPG’nin fiili merkezlerini (başkent diyenler de var) Diyarbakır’dan Hakkari’ye doğru çekmeleriydi. Seçim öncesi atmosferden edindiğim izlenim gittikçe sertleşecek bir sürecin ipuçlarını fazlasıyla taşıyordu. Diyarbakır bir Büyükşehir ve Anadolu’nun daha içinde, ama Hakkari kurtarılmış bölge mantığına daha yakın. Bu tercih bile yeterince işaret ediciydi aslında.

     Hakkari atmosferini anlamam için ilk işaret Valiliğin penceresinden dışarı  bakarken hemen Valiliğin karşısında zırhlı bir polis aracının çok kısa bir mesafede hızlı bir şekilde bir otoparka girişi oldu. Gün ortasında il merkezindeki bu tablo gerilim ortamını anlatmak için yeterliydi aslında. Misafir olduğum Polisevinde sohbet ettiğim emniyet mensuplarının anlattıkları da tabloyu perçinler nitelikteydi.

Akşam yemeğini dışarıda yedikten sonra BDP’nin seçim çadırını aradım. Aslında bu aramadan ziyade, öğleyin gördüğüm tabloya bir başkaldırı, bu topraklar hepimizin ve dahi benimde diyebilmenin ifadesiydi. Polisevine kapanma duygusunu hazmedememek de diyebiliriz. Malum seçim döneminde binalardan çıkıp çadırda görüşmelerini yapıyorlardı. Uzun aramadan sonra şehir merkezinden uzakta ve sakin bir bölgede kurulmuş seçim çadırını buldum. “Selamünaleyküm fazla çayınız var mı” diyerek girdiğim çadırda herkesle el sıkışarak bağdaş kurup oturduk. İçerisi Kürtçe sloganlarla dolu ve Roj TV açıktı. Bana bunların anlamını açıkladılar. İl yöneticisi olduğunu ifade eden arkadaş Kürt siyasetçilerde sıkça gördüğümüz teorik zenginlikte bir siyasi sohbet yapmamızı mümkün kıldı. Haklı yönlerini ifade ettiğim kadar bu siyasetin açmazlarını da eleştirmemi hoşgörüyle karşıladılar. Nerede kaldığımı sorduklarında Polisevinde kalıyorum dediğimde biz de misafir ederiz, Hakkari’nin misafirperverliği meşhurdur dediler ve çadırın kapısına kadar uğurladılar. Kapının yanında 3 karanfil vardı. Bu kısa süre önce ölen 3 Hakkarili PKK’lıyı sembolize ediyormuş. Polis çadırı daha önce kesmiş, yırtıkları gösterdiler. Barış ve kardeşlik içerisinde yaşayacağımız bir Türkiye özlemiyle ayrıldık. Arkama bakmadan Hakkari’nin arka sokaklarında ilerledikten sonra Polisevine vardım. Akşam polis arkadaşlarla sohbet sırasında bugün yaşadıklarım üzerine bir sohbet yaptık. Tekrar onların gözünden bakma fırsatı buldum. 2 taraf da tedirginlik içinde yaşıyordu ve kimse bu anlamsız süreçten yana değildi. 

      Hükümetin Demokratik Açılımı Derinleştirememesi

      Son aylarda gittikçe artan PKK operasyonları o dönem belliydi aslında. Ama burada önemli bir nokta daha var. Hükümetin Demokratik açılımı derinleştirememesi hatta dondurması ve bazı noktalarda da altyapısı oluşmamış hamleler sebebiyle geri adım atılması. Sınırdan gelen PKK’lılar meselesinde olduğu gibi. PKK ile daha sert ama Kürtlerle daha sıcak,yapıcı ve olumlu politikalarla bu sorun elbette çözülecek. Demokratik açılım nedir, neleri kapsar şu ana kadar ortaya konmuş değil. Sayın Başbakan’ın her konudaki ortayolculuğu ve hiçbir meseleyi tam anlamıyla sonuçlandırmayan derinleştirmeyen tutumu idare-i maslahatı genel şiyasi konularda Türkiye %50’sini yakalayabilir ama tarihe geçecek hamle ve kazanımlar için vites büyütmek gerekiyor ve başlatılan işleri sonuçlandırmak gerekiyor.

      Son günlerde Paralel Savaş konseptinde alışılmış PKK operasyonlarının  çok ötesinde operasyonlar yaşadık. Eğitilmesi ve organizasyonu anlamında dış desteklerin çok görünür olduğu operasyonlardı bunlar.

      Peşinden Türk ordusunun her zamankinden daha kararlı harekatı geldi.

      Ve Van depremi…

      Bunlar hiç yaşanmamış gibi Türk coğrafyasının her yanından insanlar Van’daki Kürt kardeşleri için seferber oldular. Her depremi ilahi bir ikaz olarak değerlendirip zamanlamasına da bir anlam yüklersek yaklaşan kurban bayramı öncesi yeniden yakınlaşmak, hatta kurbanlarımızı oradaki ihtiyaç sahipleriyle paylaşmak ayrı bir önem arzediyor.

      Biz birbirinden umudunu yitirmemiş iki aşık gibiyiz Türkler ve Kürtler olarak. Türk insanında bu yardımseverlik, alicenaplık varken Kürt insanında da bu vefa varken o bölgeyi bizden koparmak imkansız. Artık bunu bir anlasalar da daha fazla kardeş kanı dökülmesin…

                        oktayakamaner@istanbulbarosu.org.tr

Av. Oktay Akmaner

Bu makale 375 defa gösterildi.


Yorumlar

ihsan çilingir
16.01.2012 00:40

Oktay bey, en iyi makalelerinizden birisini yazmışsınız. Tebrikler.
Piyasalar
Hava Durumu
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım