11 Ekim 2011
Yeni Dışişleri Bakanı Erdoğan!
Şüphesiz bir başbakandan bağımsız bir dışişleri politikasını bir dışişleri bakanının icra etmesi beklenemez. Bu anlamda bölgesel bir güç olan bir ülkenin dışişleri politikasının en öncelikli birkaç alandan birisi olması da doğaldır. Mevcut dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun da Başbakanlık eski Başdanışmanı olması da bunun göstergesi. Ama Tayyip Erdoğan gibi bir liderin Davutoğlu stratejisine uzun zaman sadık kalması beklenemezdi. “0 sorun” politikasının Tayyip Erdoğan için tatmin edici olmadığı ortadaydı.
Rejim açısından sorunlu bulunan bir partinin liderinin dış politikası ile Atatürk dönemi arasındaki paralellik de şaşırtıcı.
“Yurtta sulh, cihanda sulh” sözlerinden de anlaşılacağı üzere içine kapanarak güç toplama stratejisinin oturmasından sonraki Atatürk’ün hamlelerini anlamak için Hatay sorununu çözmek amacıyla 20 Mayıs 1938 Mersin gezisini ve tankları yürütme geleneğinin öncüsü olarak gerekirse savaşı göze alırız mesajlarını unutmamak gerekir. Aradan onbeş sene geçtikten sonra bir çok konuda politika değişikliğine gidileceğinin ipuçlarını veriyordu sanki.
“0 sorun” politikasından kısa vadede yeterince sonuç alınamayacağını düşünen Erdoğan’ın yeni dışişleri stratejisini anlatırcasına yaptığı yurtdışı gezileri de manidar. Türkiye’de CHP karşıtlığı üzerinden sağı toparlamaya çalışan stratejisini şimdi de İsrail karşıtlığı üzerinden Araplar üzerinde uygulamaya çalışıyor. Elbette Avrupa’yı da en yakın sömürge alanı olan Afrika’nın kuzeyi üzerinden sıkıştırmaya çalışıyor. Avrupa’nın ekonomik durgunluğundan yararlanarak yaptığı hamlelerin zamanlaması da bu açıdan anlamlı. Yaşanmış bir olgunun bedelini ödediğine göre kazanımlarını kaçırmanın mantığı olmayacağına göre “One minute” tepkisini stratejiye dönüştürmek de şaşırtıcı olmasa gerek.
CHP üzerine oynayarak yaptığı siyaseti Avrupa’da da Sarkozy üzerine yapıyor. Boksta hep aynı yer üzerine çalışan boksör gibi hedefe Fransa’yı daha da öte Sarkozy’yi koyarak hem iddiasını Avrupa’nın temel bileşenlerşinden birisi ölçeğine taşıyor hem de Avrupa içinde tarihsel olarak var olan fay hatlarına oynuyor.
İç siyasete dönük söylenebilecek en önemli şey ise bu noktadan sonra sadece iç politika konuşarak iktidar olunmayacağı ve iktidar kalınmayacağı gerçeğidir. Osmanlı’nın son dönemindeki eğilimler ve paşaların dış partner tercihi gibi yaklaşımların bu saatten sonra ülke siyasetinde daha görünür olacağını beklemek gerek.
İç Anadolu’yu nasıl kalkındıracağını anlattığı kadar Kuzey Afrika coğrafyasıyla Türki cumhuriyetlerle ve diğerleriyle ilişkileri nasıl geliştireceğini anlatmak gerekecek. Çünkü globalleşen dünyada artık biliyoruz ki İç Anadolu’da üretim yapan birçok vatandaşa istihdam sağlayan bir firmaya sağlam ilişkilerle pazar bulamazsanız ekonomi bir noktadan sonra tıkanacaktır.
Evet, Türkiye değişiyor dış politika dahi değiştiğine göre. Bölgesel bir ülkenin liderliği şüphesiz daha çok mesuliyet ve dikkat gerektiriyor. Sayın Başbakanın vicdanıyla ve duygusal tepkileriyle hızlanan bu süreç şimdilik ülkenin beklentileriyle örtüştüğü için sorun görünmüyor. Sonrasını birlikte yaşayarak göreceğiz…
Av.Oktay Akmaner
oktayakmaner@istanbulbarosu.org.tr
Av. Oktay Akmaner
Bu makale
194
defa gösterildi.