04 Mayıs 2011
SOSYAL KÖYLER, ÜRETEBİLDİĞİN KADAR ÜRET, İHTİYACIN KADAR HARCA.
Giderek Dünya hızla tüketim topluluklarına dönüşmektedir. İhtiyacı olan her şeyi, yiyecek, giyecek hatta üretim araçlarını yapan köylü toplumundan her şeyi paketlenmiş olarak marketlerden alan bir topluma dönüştük. Büyük miktarlarda üretilen ürünlerin fiyat ve kalite avantajı yanında köylerdeki küçük üreticilerin artık hiçbir şansları kalmadı. Zaten köylerde yaşayan nüfus çok yaşlandı, bazı köylerde en genci 50 yaşında biri olabiliyor. Kırsal kesimdeki nüfusun çok büyük çoğunluğu büyük şehirlere göç etti. Büyükşehirlerde göç hızına paralel olarak yeni iş alanları yaratmak mümkün değil. Büyükşehirlerdeki komplike iş alanları, ileri teknoloji, finans ve ticaretten anlayan eğitimli insanlar için uygun bir ortam oluşturmaktadır, oysa kırsal kesimden gelen ve yeterli bir eğitimden geçmeyen bu insanlar her ne kadar gençliklerinde inşaat gibi ağır işlerde çalışabiliyorlarsa da yaşlandıklarında çalışacak bir ortam bulamamaktadırlar. Eğer gençliğinde yeterli bir birikimi ve yatırımı yoksa akrabalarının merhametine kalmaktadır. Sadece yaşlı insanlar için değil, iş bulamayan gençler de zor şartlar altındadır. Bir insan yaşlı, hasta, özürlü de olsa son çare olarak gidebileceği, güvenebileceği, asgari ihtiyaçlarının sağlandığı bir yere ihtiyacı vardır. İşte bu ihtiyacı gidermek için sosyal köylere ihtiyaç vardır. Her bölgede ya da her ilde kurulacak bu sosyal köyler, devlet tarafından yapılan altyapı, sosyal bilimler okumuş uzmanlara devredilmeli ve kooperatif sistemiyle çalışmalıdır. Orada kimse maaş almayacak ya da çok az harçlık alacak fakat oradaki yaşamı için gerekli her türlü ihtiyacı sosyal köyde giderilecek. Yiyecek, içecek, giyecek, barınma ve eğitim gibi. Herkes yapabildiği kadar iş yapacak, tavuklara yem vermek, yumurtaları toplamak, otları kesmek ya da çocuklara masal okumak ta bir iştir. Yani köyde koca bir aile kurmak. Böyle bir dünyayı filozoflar hep hayal etmişler fakat bu tüketim toplumlarındaki keskin rekabetten dolayı bir türlü gerçekleşememiş hatta bu sistemi uygulamak isteyen ekonomik sistemler 20. Yüzyılın sonunda birden bire çökmüştür. Fakat sosyal köylerin amacı devletin böyle bir sistemle yönetilmesi değil, problemlere mikro çözümler üretmektir. Sosyal köylere insanlar serbestçe girip çıkabilmelidir. İnsan hayatının bir döneminde böyle müşterek bir yaşamı paylaşmak isteyebilir, ya da zor zamanlarda buna ihtiyaç duyabilir, başka bir zaman tekrar büyükşehirlere gelip rekabet ortamında çalışabilir. En azından hayat şartlarından şikâyet eden ve gidecek hiçbir yeri olmadığını söyleyen birine acımak yerine, neden sosyal köye gidip orada hem kendin hem başkaları için güzel şeyler yapmıyorsunuz diye sorabiliriz. Aslında bu sosyal devletin de bir gereğidir. Bu şekilde kendini güvende ve yalnız hissetmeyen insanın toplum sevgisi de artar, üretken ve mutlu olur. Böyle bir proje için Marmara bölgesinde ya da Marmara bölgesine yakın bir yerlerde örneğin Bilecik’in göçle boşalmış köylerinden biri kullanılabilir. Eğer bu başarılı olursa Türkiye çapında yaygınlaştırılabilir. Bunun benzerleri Kolhozlar olarak İsrail’de uygulanmıştır. Bildiğim kadarıyla İsrail’in bayan başbakanı Golda Meir, (doğumdaki adı Golda Mabovitz), (d. 3 Mayıs 1898, Kiev-Ukrayna – ö. 8 Aralık 1978, Kudüs) kolhozdan gelmişti. Aşırı rekabete giren Dünyanın rekabet ortamının dışına çıkmak isteyen insanlara da sunabileceği böyle olanaklar olmalıdır. Sonunda her şey canlılar ve insanların mutluluğu içindir. Aklımıza gelen her şey, örneğin bilim, teknoloji ve para insanların mutluluğuna hizmet ettiği sürece değerlidir.
Prof. Dr. İsmail Peker
Bu makale
750
defa gösterildi.