22 Mayıs 2012, Salı
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
18 Nisan 2011

ÜLKELERİN İTİCİ GÜCÜ ARGE VE ÜNİVERİSTELER

 Prof. Dr. İsmail Peker



Bir ülkenin zenginliği ya gelişmiş  ürünler tasarlamak ve bütün Dünya’ya satmak ya da petrol ve doğal zenginliklere sahip olmaktır. Ülkelerin pek çoğunda petrol ve altın gibi insanların hiç çalışmadan direkt olarak satabilecekleri doğal kaynakları yoktur. Bunlara en güzel örnek Almanya, Japonya, İsrail gibi ülkelerdir. Diğer grup ise Suudi Arabistan, Irak ve Libya gibi ülkelerdir. Petrol ve altın bir gün biter ama yaratıcılığa dayalı zenginlik bitmez, üstelik demokrasinin ve insan haklarının eksiksiz uygulanması için güzel bir altyapı oluşturur. Türkiye bilimsel çalışmalarda ve ARGE ‘de Dünyada nasıl bir yerde durmaktadır? Türkiye Dünya nüfusunun da Dünyadaki yaşam alanlarının da yaklaşık %1 ini oluşturmaktadır. Eğer kendi ölçeğimizde Dünya standart’ını yakarabilmemiz için, Dünya birinciliği değil,  Dünya ortalaması olarak Dünyada üretilen tüm patentlerin, Nobel Ödülü benzeri saygın bilimsel ödüllerin ve ileri teknoloji ürünlerinin %1 i bu ülkede ve bu ülkenin insanları tarafından kazanılmalı ve üretilmelidir.

Örneğin Nobel ödüllerine baktığımızda bu ödüllerin yaklaşık 100 yıldır verildiğini ve her yıl 4-5 ödül verildiğine göre 500 civarındaki ödülün 5 i ülkemiz vatandaşları tarafından alınmış olması gerekirdi. Oysa bilimsel alanda şimdiye kadar tek bir Nobel ödülü bile ülkemize gelmedi. 

Patentte de aynı durum söz konusu.

Uygulamaya geçirilebilecek patentlerimiz son derece az. Dünyanın 17. Büyük ekonomisi olan Türkiye Ekonomisinin itici gücü nedir? Ucuz işçilik ve çalışkan halkı. Yeni buluşlar olmadan, ucuz işçilik ve çalışkanlıkla ulaşılabilecek seviye sınırlıdır. İleri ülkelerin seviyesine çıkmak ve onları geçmek çok iyi bir eğitim ve ARGE ile mümkündür. Türkiye bu amaçla yurtdışına binlerce öğrenci göndermesine ve bunun 50 yıldır devam etmesine rağmen bu alanda gözle görülür bir ilerleme sağlanamamıştır. Bu seçme öğrenciler Amerika ve Avrupa’nın en saygın araştırma merkezlerinde yıllarca çalışıp Türkiye’ye dönüyorlar ve ondan sonrasında herhangi gözle görülür bir gelişme olmuyor. Bunun sebebi yurtdışında araştırmaların büyük gruplar tarafından yapılması ve Kişilerin o grup içinde bütünün bir parçaları olmaları, oysa ülkemize döndüklerinde bu grup ortada olmadığından ve orda ki altyapı şartları da burada aynı olmadığından verimlilik çok çok azalmaktadır. Bunun bir çözümü yok mu dur? Elbette vardır. Bunun çözümü bu araştırma merkezlerini burada kurmak, yurtdışına öğrenci gönderme değil, yurtdışından saygın bilim adamlarını buraya getirtip çalıştırmaktır. Bunun en güzel örneği, Atatürk’ün 1930 lu yıllarda Alman ve Musevi asıllı bilim adamlarını Türkiye’ye getirerek 1934 Üniversite yasasıyla bu günkü anlamda Üniversiteleri kurmasıdır. O yıllarda Türkiye’de ve özellikle İstanbul Üniversitesinde yapılan yayınlar bütün Dünyada aranmıştır. Onun için sadece ülkemiz için değil bütün bölgemiz ülkelerine de hizmet edebilecek ARGE merkezleri kurmak ve değerli bilim adamlarını milliyetlerine bakmadan toplayıp burada bilim ocaklarının temellerini atmaktır. Bunun dışında yapılması gereken bir başka konu da, Üniversitelerin hemen her konuda değişik konularda çalışmalarını yalnız birkaç dar alana yöneltmek ve ihtisas üniversiteleri kurmaktır. Örneğin bir üniversite düşünelim buradaki mühendislik ve bilim adamları Güneş Enerjisi, Rüzgâr enerjisi, Nükleer enerji, jeotermal enerji, biyoenerji, Fosil Enerjisi ve hidrolik enerjisi gibi değişik enerji kollarında çalışmakta olsunlar ve gerçekte de çoğunlukla böyledir. Zaten dar olan bütçe bu kadar değişik alanlara bölününce çok küçülmekte bu şartlarda yani az bilim adamı ve kısıtlı bütçeyle yapılan araştırmalar yüzeysel kalmakta ve bunlarla uygulama, ya da araştırmaya dayalı ürün geliştirilememektedir. Oysa bu üniversite bulunduğu bölge ve içindeki bilim adamlarının uzmanlık alanlarına göre yalnız tek bir konu seçebilir ve burada derinlemesine araştırmalar yapabilir. Yurtdışından getirilecek Türk kökenli ya da yabancı bilim adamlarıyla desteklenebilir. Ayrıca her Üniversitenin partner şirketleri olmalıdır, örneğin bu üniversitenin partnerleri yalnız Güneş enerjisi ile ilgili şirketler olmalıdır.

Bunu Tıp alanında örnekleştirirsek, bir üniversite Kardiyolojide ihtisaslaşırken bir diğeri Onkoloji konusunda ihtisaslaşır ve Dünya ölçeğinde yayın ya da buluşlar gerçekleştirebilirler. Sonuç olarak her tür araştırmanın her üniversitede yapılıyor olması, yeterli sayı ve nitelikte bilim adamı olmayışı, bütçenin değişik alanlarda bölünerek küçülmesi sonucu ve sanayinin direkt üniversitenin bir parçası olarak organize edilememesi Dünya çapında buluş ve ürünlerin bizim tarafımızdan yapılmasını engellemektedir.

Son olarak, seçim zamanları  sorunların ve çözümlerin toplum önünde yoğun tartışıldığı  dönemlerdir.


ARGEYİ tartışalım, bunun dışında Türkiye’yi Dünyada ilk ona sokacak başka bir güç yok.

Prof. Dr. İsmail Peker

Bu makale 580 defa gösterildi.


Yorumlar
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım