Türkiye’de birçok insanın silahlı olduğunu biliyoruz. Bunu yalnız avcılarda değil, havaalanlarında ya da silahla girilmeyen yerlerde görüyoruz. Tabii ruhsatlıların yanında kim bilir kaç katı da ruhsatsız silah var bu ülkede. Bunu zaten düğünlerde ya da maç bitimlerinde atılan silah seslerinden kolayca anlıyoruz.
Maganda kurşunuyla yaralanan ya da ölen insanları gazetelerde sıkça okuyoruz.
Gencecik bir kız evinin balkonunda otururken, ya da sokakta oynayan bir çocuk kör bir kurşuna hedef olabiliyor. Her konuda politika üreten siyasetçiler her ne hikmetse silahsız toplum konusu gelince dut yemiş bülbüle dönüyorlar.
Neden bir siyasetçi çıkıp ta silahsızların hakkını savunmuyor.
Sigara içenler bile toplumdan dışlanırken, neden sürekli silah taşıyanlar toplumdan dışlanmıyor?
Silahı olan olmayana fiziki bir üstünlük kuruyor ve tehdit oluşturuyor.
Ya herkes silahsız olmalı ya da herkes silahlı ki, eşitlik sağlanabilsin.
Herkesin silahlı olduğu bir toplumda yaşamayı hayal bile edemiyorum, o zaman tek bir yol kalıyor, silahsız toplum. Her türlü Silah, güvenlik güçleri ve askerler dışında toplumdan temizlenmelidir. Silah niye taşınır, eğer bu kendini korumak içinse, devlet bunun gereklerini yerine getirmelidir, yapamıyorsa kendini düzeltmelidir. Yok, eğer başkalarını korkutmak ve sindirmek içinse gene devletin caydırıcı gücü bunu engellemelidir.
Türkiye’de son on yılda çok önemli temel konulara el atılmış olmasına rağmen, toplumun bazı kesimleri ve ve bazı bölgelerimizde geleneksel hale gelmiş silah taşımak üzerine herhangi bir iyileşme ve caydırıcılık geliştirilmemiştir. Siyasetin çok yoğunlaşacağı önümüzdeki günlerde silahsız toplum projesi toplumun tüm kesimlerinde tartışılmalıdır. Silahsız toplum konusunda partiler ne düşündüklerini halka açıklamalıdırlar.
Barış dolu bir dünyada şiddetten uzak yaşamak istiyorsak bunun alt yapısını demokratik güçlerden alacağımız kuvvetle hayata geçirmeliyiz. Nasıl Dumansız hava sahası hayatımıza girmişse, silahsız hava sahası da hayatımıza girmelidir.
Prof. Dr. İsmail Peker