30 Eylül 2010
İSTANBUL BAROSU GENEL KURULU
İstanbul Barosu Olağan Genel Kurulu 6-7 Kasım 2010 tarihlerinde gerçekleştirilecek. 2 yılda bir yapılan bu seçimle İstanbul Barosuna kayıtlı avukatlar yeni başkanını ve yeni yönetimini seçiyor. Elbette bunun içinde yönetim, denetleme, disiplin kurulu ve TBB delegeleri de var.
Dünyanın kayıtlı üye açısından artık en büyük barosu olan İstanbul Barosu şu an itibarıyla 26.000 üyesiyle seçim yapacak. İstanbul Barosuna her hafta ortalama 60 yeni üyenin kaydı yapılıyor. 1136 sayılı Avukatlık Yasası’na göre 30 üyeyle bir baro kurulduğu düşünülürse, her hafta asgari iki baro kuruluyor aslında.
New York Barosu, 23.00 üyesiyle dünyanın ikinci büyük barosu olma konumuna düştü. Paris Barosu ise 22.000 üyesiyle dünyanın üçüncü büyük barosu.
Tokyo’da bulunan Daini, Dai-Ichi ve Tokyo Baroları ise kayıtlı toplam 15.000 üyesiyle dünyanın dördüncü büyük barosu olma niteliğini taşıyor.
Bu seçimin bir çok il nüfusunu hesaba katacak olursak orta ölçekli bir ilin belediye başkanını seçmek gibi bir sayısal ağırlığı var. Ama esas ağırlığı devletin üç ayağından biri olan yargının üç ayağından birisini teşkil eden avukatların en büyük ve en eski barosunun seçimi olması.
Adı Genel Kurul ama bu fırsat ne kadar değerlendiriliyor derseniz cevabım olumsuz olacak. Baro Meclisi kurulurken daha demokratik, katılımcı, çok sesli bir baro olsun düşüncesiyle hazırladığım taslağı bütün gruplar desteklemesine rağmen Önce İlke’nin grup başkanlarının itirazı üzerine gerçekleştirememiştik. Her grubun içine kapanıp sistemi değiştirmeden yönetime talip olması sürekli tekrarlanır oldu. Hiçbir aday ve grup da diğer kesimlere gidip ortak payda arayışıyla bir şeyleri değiştirmeye uğraşmıyor bile.
Baro yönetimi kurulunda görüşülen Yargı Reformu Eylem Taslağımda da belirttiğim hususlar maalesef hala geçerli. Türkiyedeki tüm kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve sivil toplum örgütlerindeki hastalığın aynısı bizde de geçerli. Son derece politik bir toplum olmamızın doğal sonucu olarak elimize aldığımız her şeyi de politize ediyoruz. Bir siyasi parti gibi poziyon alan İstanbul Barosu da bu hastalıktan kendini koruyamıyor maalesef.
“Darbeci Baro” sıfatıyla itham edilmenin ne kadar üzücü olduğunun farkında olmayan, referandum sürecinde Baro Bülteni kapağında “Hayır” diye tavır alan bir yönetim maalesef İstanbul Barosunun saygınlığına ciddi zarar vermiştir. Sadece bir kesiminin görüşünü Baronun görüşü gibi lanse eden, hukuken de kendi içinde çok sorunlu tartışmalarda sözcülük misyonunun gerektirdiği ahlaka uygun davranmayan yönetim maalesef kendi grubuna da yaranamamıştır. Siyasete girdikçe bölünmenin, parçalanmanın mukadder olduğunu anlamak için daha kaç seçim geçmeli. Bu seçimle umarım bir şeyler değişir ve artık İstanbul Barosu Türkiyedeki cepheleşmelerin bir uzantısı değil Hukuk Devletinin en temel kurumlarından birisi olur.
Av. Oktay Akmaner
Bu makale
431
defa gösterildi.