24 Ağustos 2010
AVRUPA NOTLARI
Geçtiğimiz 15 Temmuz -15 Ağustos tarihlerinde avrupanın ingiltere hariç hemen hemen tüm ülkelerini gezme fırsatı buldum. Fenerbahçe’ye kardeş kulüp olan Hollandanın F-C- TWENTE futbol takımı stadın dan soyunma odasına kadar, Bayern Münih Stadı ve yine Hollanda’nın Çanakkalesi sayılan Kanada şehitliği, Almanların yakıp yıktığı yerleri vs. Almanya’da Türk kültürünün hakim olduğu lokantası, camileri ve marketleriyle Türkiyeyi andıran Stuttgart ve Köln olmak üzere bir çok şehrini gezme imkanı buldum. Belçika ve İsviçre’de özgürlüklerin fazlaca ön planda olduğunu, kuralların herkese eşit işlediğini son derece gelişmiş ve kendini aşmış denebilecek seviyede olduklarını gördüm. Küçücük Lüksemburg görülmeye değerdi. Bu kadar ülkeler arasında bir ay buyunca gezdim. Türk ehliyeti ile araba kullandım, kimse bana sormadı. Hatta bu ülkelerde polis var mıydı yok muydu desem abartmış olmam. Avrupa ülkeleri arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede bittiğini anlamak ancak hoş geldin ve güle güle tabelaları görüldüğünde farkediliyordu. En fazla zamanımın geçtiği ülke Fransa oldu. Paris Eyfel Kulesi, Şanzalize Caddesi ve Şanzalize Sarayı gibi yerleri de gezmeyi ihmal etmedik. Oralara kadar gitmişken Paris Türkiye Cumhuriyeti Başkonsolosluğu ziyeretinde de bulunduk. Diyanet İşleri Başkanlığı Fransa bölgesinden surumlu Din Ateşesi İsmail Hilmi Bilgi’den oradaki Türklerin örgütlenmesi hakkında bilgi edindik. En fazla müslüman nüfusun Fransa devletinde yaşadığını öğrendik. Gurbetçileremizin yaptırımş olduğu camileri ziyaret ettik. Din görevlileri ile sohbet etme imkanı bulduk ve onların Türkiye adına yurt dışında yapmış oldukları gayretli çalışmaları görünce mutlu olduk. Diyanet İşleri Başkanılığı’nın özellikle son beş yılda gerçekleştirdiği çalışmalar diğer islam ülkesi vatandaşları arasında örnek gösteriliyor. Bizzat şahit oldum, Türkiye’yi temsilen din görevlileri, sadece orada yetişen nesillere dinini öğretmeyi değil, aynı zamanda çok iyi Türkçe öğrettiklerine şahit oldum.
Bunlardan birisi, ismini anmadan geçemiyeceğim. DOLE’de yaklaşık üç yıldır görev yapan Diyanet İşleri Bakanlığı tarafından görevlendirilmiş DOLE imamı EROL KÜÇÜK. Çocuklarımıza ve cemaate cani gönülden yaptığı hizmeti takdire şayan. Böylesine şuurlu din görevlilerimiz olduğu müddetçe gözümüz arkada kalmaz. 5-10 yıl öncesine kadar avrupadaki gurbetçi yakınlarımızın çocuklarının Türkçe konuşmadaki çektiği sıkıntıyı hepimiz biliyoruz. Şimdiyse daha 2-3 yaşındaki Türk çocuklarının şakır şakır Türkçe konuştuklarına şahit oldum.
Diyanet, hem dinini öğretiyor, hem de Türkçe öğretiyor.
Orada bulunan cemaatlerin Türkiye adına yaptıkları olumlu çabalar unutulmamalı. Cuma namazı için DOLE kentindeki çoğunluğunu arapların oluşturduğu bir camiye gittik. Tunus, Fas, Cezayir, Suriye, İrak ve Libya vatandaşlarıyla birlikte namaz kıldık. Fas asıllı imam, namazdan sonra program olduğunu ve kimsenin camiden dağılmamasını istedi.
Merak ettik ne programı diye bekledik.
Ramazanı karşılama program imiş. Yaklaşık 1 saat 30 dakika süren programın yarısından fazlası dualarla geçti. Duaların içinde ise sürekli bir şekilde Recep Tayyip Erdoğan ismi geçiyordu. Bu kiliseden dönme arap camisinde vaazı dinleyen cemaat hüngür hüngür ağlıyor Biz ne olup bittiğini anlamaya çalışıyoruz. Fransızca bilen yakınlarımıza sorduk imam ne anlatıyor diye.
Başbakanımıza dua ediyor. “Allah’ım sen onu başımızdan eksik etme koru. Ona hayırlı uzun ömür ver. İslam Alemi uzun yıllardır ilk kez bir lider kazandı. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı her türlü şer’den muhafaza eyle. Türkiye Cumhuriyetindeki İslami uyanışı kuvvetlendir. Tam bağımsız bir ülke olmasını nasip eyle. Türkiye ayağı kalksın ki, bütün İslam Coğrafyası ayağa kalkabilsin.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a tam 45 dakika dua.
Cemaatin gözleri yaşlı.
Neymiş bizim başbakanımız meğer.
Oldukça saygı duyulan bir isim Recep Tayyip Erdoğan. Özellikle Arap müslümanlar kendisine hayran. Aynı şekilde avrupalılar da.
Türkiye’deki muhalifler buradaki manzarayı görseler, eminim çok kıskanırlar.
Sn. Başbakandan beklenti çok büyük.
Türkiye’nin değil ümmetin ümidi olmuş.
Fransa’ya gidip kuduz aşısını bulan Pasteur’ün evine yani doğduğu eve gitmemek olmazdı. Bu müzeyi de ziyaret ettik. Belediye meydanında gezerken bir tören olduğunu gördük ve yaklaştık. Bir çok ülke bayrakları ile donatılmış bir meydan. Belki Türk bayrağına rastlarız diye yaklaştık, sorduk “uluslararası maket uçak yarışması var” dediler.
Peki Türkler yok mu?
Var dediler.
Hangi grup dedik? Karşıdaki siyah giyen grup dediler.
Yanlarına gittik hoş beş ettik. Kendileri Türk Milli Takımı olduklarını ifade ettiler.
Sorduk; tüm katılan ülkeler burada kendi bayrak yada flamaları var, peki bizim bayrağımız niçin yok?
-Bizim şirketimiz böyle istedi dediler.
Ilginç.
İstanbul Anadolu Yakası ve Gebze ağırlıklı bir takım olduklarını ifade ettiler.
Ramazan başladı gurbette Türk ailelerin daveti üzerine bazı iftarlara katıldım ve orada yaşayan insanların öz kültürüne dinine diyanetine ve geleneğine yıllar geçmesine rağmen sım sımkı bağlı olması takdire şayan.
Yaşar Şimşek
Bu makale
583
defa gösterildi.