23 Ağustos 2010
BİR FİDAN YETER
Doğal gaz ustası SACİT AKÇAY yazdı .
— Canı ne istiyorsa verin, yesin, içinde ukde kalmasın! Demiş doktorlar iki gün önce. O günden beri karım da, çocuklarım da benimle göz, göze gelmemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Çok büyük üzüntü yaşadıkları her hallerinden belli oluyor. Ama bana da belli etmemek için dudaklarına emaneten astıkları sahte gülücüklerle evin içinde dolanıp duruyorlar.
Ben derdimin ne olduğunu biliyorum. Kimi “İncitmebeni” der kimi de “İnce hastalık”. Adı ne olursa olsun bu illetle kol, kola buraya, yolun sonuna geldik.
Bende fazla üzülmesinler diye bu konuda onlara bir şey söylemiyorum. Aklım sıra onlara moral olsun diye komiklikler yapıp fıkralar anlatıyorum. Tabii çoğu zaman kendim gülüyorum. Sancılarım tuttuğu zaman da ya tuvalet bahanesi ile banyoya kaçıyorum yâda fark ettirmeden odama. Ama anlıyorlar, fark ediyorlar. Ne yapacaklarını şaşırıyor perişan oluyorlar.
Hafta sonu akşam yemeğine çocuklarla bizde toplandık. Yemekten sonra salonda oturmuş, sohbet ederken beş buçuk yaşındaki küçük torunum da kucağımda her zamanki yerini aldı. Sohbetin ortalarında vücudunu dikleştirerek yüzünü bana döndü, o küçük, yumuşacık avuçları ile yanaklarımı okşamaya başladı. Benden bir şey isteyeceğini anladım.
Dedeciğim, dedi. Sen cennete gidince yatağında ben yatabilir miyim? Babaannemle ben yatmak istiyorum…
GÜLENDAMMMM!!! diye bir isyan inledi, bir feryat patladı salonda. Kimse bir şey anlamadı olup, bitenden. Bağıran kimdi biliyorum. Zaman durdu. Hatırladığım iki şeyden biri eşimin, oturduğu koltukta fenalık geçirmesi, diğeri ise annesinin, elinden tutup süreklercesine arka odalara götürdüğü, gözümün nuru küçük torunum Gülendam… Olup, bitene bir anlam veremeyen, dönüp dönüp şaşkın gözlerle arkasına bakan bakınan Gülendam.
Yavaşça eşimin önünde diz çöktüm. Şefkatle ellerini avuçlarımın içine aldım:
Yapma! dedim, yapma ne olur, olan, biten bir şey yok… Ben daha buralardayım. Gülendam daha çok bekler yatağımı…
O günden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı. Anladım ki vakit tamam.
İsterdim ki kimselere haber verilmesin, musalla taşımın etrafını kuru kalabalık doldurmasın. Namazım kılınırken ağaçların altında bir taraftan ikide bir saatlerine bakıp, bir taraftan piyasanın durgunluğundan bahsetmesinler. Sal’ımı yani tabutumu taşıyacak beni karşılıksız seven dört kişi olsa yeter. Bana ısmarlama talkın verecek tüccar imam da istemezdim. Beni defneden o dört kişinin duası yeter bana.
İsterdim ki başucuma birde selvi fidanı dikilsin. Bir zaman sonra dallarında kuşlar dinlenirken, gölgesinde ki iki karıncanın “Yaradan”ı tespih etmesinden dolayı benimde kabir azabımın azalmasını umardım. İşte o zaman taş t istemezdim. Ne baş, nede ayakuçlarıma…
NOT:Sayın SACİT AKÇAY usta, Eskişehir ilinden olup, yıllardır doğal gaz ustası olarak Pendik ilçesinde hizmet verir bazen de böyle kısa duygularla boş zamanlarını değerlendirir. Fırsat buldukça SACİT ustanın bu yazılarını Köşemde değerlendireceğiz.
Nejat Taşkın
Bu makale
244
defa gösterildi.