30 Mayıs 2010
DUYURU GAZETESİ'NDE BİR YAZAR !....
DUYURU gazetesi İstanbul’un Pendik ilçesinde haftalık yayınlanan bir gazetenin adıdır. Aşağı yukarı 15 yıldan beri faaliyette bulunan bu gazeteye fırsat buldukça bende beş yıldan beri haftalık yazılarımı yazarım. Ses veren mahalli bir gazetedir. İlçenin hemen hemen bütün sorunlarını tarafsız olarak iletmeye ve vermeye çalışır. Dolu dolu ilan sayfalarıyla bu bir milyona yaklaşan nüfus yoğunluğu içinde ki ilçenin İstanbul’a açılan bir büyük penceresinde ses vermeye gayret eder. Çünkü ben kırk yıla yakın zamandır yaşadığım bu ilçede böylesine geniş kitlelere uzanan ve kalkınma hızı hakikaten büyük olan, bir yörede her gün bir büyük hareket olduğunu düşünmeniz gerekir. Çünkü, her sınıftan her yöreden ve ülkemizin 81 vilayetinden insanlara Pendik İlçesinde rastlamanız mümkündür.
Gazetenin her türlü sorumluluğunu yüklenen sayın Ümit Kahyaoğlu ve Genel yayın Müdürü YAŞAR ŞİMŞEK ve diğer çalışanlar canla başla bütün bir haftayı bazen sekiz, bazen on sayfa olan bu gazeteyi gündeme taşımaya çalışırlar. Yazarları vardır güzel yazılarla günlük olayları ve Pendik duygularını yansıtmaya çalışırlar.İşte geçtiğimiz hafta içinde yayınlanan bir yazıdan ve yazarından yola çıkarak bu köşe yazımı yazma ihtiyacını duydum.
Sayın Yazar Yener Çaycı’ nın kaleme aldığı “YA ÖLÜM OLMASAYDI” başlıklı yazısına şöyle bir güzel ifadeye yer veriyor:
25 Mayıs Sali günü İstanbul Kadıköy’de çok değerli dostum ilköğretim müfettişi Ali Kılıç bey ile,geziyoruz.Bir ara yorulduk ve Osman Ağa caminin alt tarafında bulunan banklardan birisine oturduk. İstanbul üzerine konuşmaya başladık.Bu güzelim şehri nasıl rezil bir hale getirdiğimizi,,insanlarımızın görgüsüzlüğünü konuşurken tam bu arada bizi teyit edercesine orada bulunan ve insana benzeyen birkaç mahlukat meydanın ortasına tükürüyordu.Kenar köşe ise yiyeceklerin poşetlerinden,kağıt mendillerden, sigara izmaritlerinden dolmuş taşmıştı.Bizim insanımız bu şehre yakışmıyor muydu, yoksa bu insanlar bizim insanımız değil miydi, ya da bu insan görünümlü canlılar gerçekte insan değil miydi? Bir ara Ali bey, ünlü şair Yahya Kemal Bayatlı’ nın sessiz gemi adlı şiirini okumaya başladı:
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti,dönen yok seferinden
Evet,sayın Yener Çaycı bu güzel makalesine daha bir çok katkılarla ilaveler yaparken benimde zaman zaman değindiğim insanımızda ki bu kültür noksanlığının nasıl giderileceği konusuydu.Bunun için en önemli faktör bence eğitim noksanlığıdır.Ta İlköğretimden başlayarak bunları ders konusu yapılması gerektiği gibi ,ayrıca belediyeler ve ilgili kuruluşlar gerekli önlemleri alacak ve bu tür gidişe ayak uyduranlar teşhir edilerek medeni ülkeler seviyesine taşınmamız sağlanacaktır.
Vaktiyle emekli olur olmaz görev aldığım Kaynarca’da ki Elka fabrikasında birlikte çalıştığım bir isviç ’ reli Mister Resman adında bir zat vardı.Ara sıra sohbet eder onun yarım yamalak Türkçesiyle anılara eşlik ederdik.Onu bir gün İsviçre dönüşü Atatürk hava alanından almam gerekti Ben görevlendirildim.Arabaya aldım,yanıma oturdu bana çantasından bir cukulota çıkarak ikram ettim. Ben hem arabayı kullanıyor ve hem de cukulotayı kağıdından kurtarmaya calışıyordum. Kağıdı sım sıkı ezdim ve arabanın camını aralayarak tam pencereden atacaktım ki, elime yapıştı.Hayır Taşkın ,hayır dedi,caddeyi kirletemezsin. Durgunlaştım ve onu bıraktığım Hilton otelinde ki çöp kutusunu bana gösterdi ve elimde ki kağıdı oraya attım.Ondan sonrada aradan geçen bunca yıl içinde en ufak bir kibrit çöpünü bile dışarı atarken hep Mister Resman aklıma geldi ve ben kendimi firenleyerek, ne yapıyorsun dedim…
Halbuki şimdi insanımız içtiği pet şişesini yürüdüğü yolda fırlatmakta ve tükürmekte ve sokağı kirletmekte asla ve asla bir yanlışlık görmediği gibi birde rahat hareketleriyle sizi dikizlemeye çalışıyor. Bu vurdum duymazlık gösterisinin tek çıkar yolu, EĞİTİMDİR ve EĞİTİMLE netice alınır…
Nejat Taşkın
Bu makale
443
defa gösterildi.