21 Mayıs 2012, Pazartesi
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
31 Mart 2010

YARGI MI (ÖNCE) SİYASET Mİ?

Yener Çaycı



     Son günlerin en hararetli tartışmaları yargı ve siyaset kurumları  arasında yaşanıyor. İnsanlarımız yargı konusunda olduğu gibi çok farklı anlayışlar ortaya koyuyor. Aslında bu durum olması gereken bir durum. Farklı görüşler ortaya konulmadan, konu her yönüyle ele alınmadan, yapılacak işler, doğru sonuçlar doğurmayabilir.

     Konu yargı olunca herkes bu konuyla çok yakından ilgileniyor. Çünkü yargı herkesi hatta bütün canlıları ilgilendiren ve kapsama alanı “her şey” olan bir konu.

     Toplumda yaygın olarak kullanılan bir kavram var, “Önce sağlık” ancak bana göre adalet sağlıktan da önce gelir. Adaletin olmadığı bir yerde hiçbir şeyden söz edilemez. Adalet bir dengedir ve kainat bile böyle bir denge ile varlığını sürdürmektedir.

     Tarihsel bir süreç olarak ve bir sistem içerisinde, siyaset ve yargı incelendiğinde, siyasetin yargıdan önce yer aldığını hatta yargıya şekil verdiğini görürüz. Şöyle ki zaferleri, mağlubiyetleri siyasetle yaşarsınız. Devleti siyasetle kurar ve siyasetle yıkarsınız. Kısacası bir sistemi siyasetle kurar ve siyasetle dizayn edersiniz. Siyaset sistemin çerçevesidir.

     Örneklendirecek olursak; teokrasi, imparatorluk, monarşi, meşrutiyet, cumhuriyet vb. kavramların ve rejimlerin hepsi bir siyasetin ürünüdür. Yasama, yürütme ve yargı organları da bu rejimlere göre şekil alır. Yani yönetim şekliniz ya da diğer bir deyişle siyasi sisteminiz krallıksa; yargınız, diğer kurum ve kuruluşlarınız buna göre şekillendirilir. Meşrutiyet veya cumhuriyetse bu rejimlere göre şekillendirilir.

     Aslında bizde ki tartışmalar birazda çıkar odaklı olduğu ve bir kısım insanların mevcut imtiyazlarından veya çıkarlarından taviz vermesini gerektirdiği için bir kısır döngü oluşturulmaya çalışılıyor. Bir yerde “ben üstünüm, hayır ben senden daha üstünüm, anlayışı ile hareket ediliyor.” Yani üstün olma kavgası veriliyor. Peki bu durum neden ortaya çıkıyor.

     Eskiden sultanlık/krallık vb. sistemler vardı. Hala da bir çok ülkede bu sistemler var. Bu sistemlerde kral bütün organların başıdır ve takdir yetkisine sahiptir. Yani bir organ bir konuda herhangi bir karar alsa bile, kral alınan bu kararı uygulamayabilir. Bizim gibi cumhuriyetle yönetilen sistemlerde ise bütün organların üzerinde böyle bir takdir yetkisine sahip herhangi bir makam yok. Görünürde devleti temsil eden makam cumhurbaşkanlığı makamıdır. Ama cumhurbaşkanlığı makamının böyle bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Belki; yasama ve yürütme organları üzerinde direkt veya dolaylı olarak müdahale yetkisine (sınırlı bir şekilde) sahiptir. Ancak yargı organları üzerinde (bazı mahkemelere üye seçimi bu manada algılanmamalıdır) herhangi bir yetkisi yoktur.

     Bu durumda cumhuriyet rejimlerinde takdir yetkisi makamı olarak; kral iradesi yerine, milletin kararı ortaya çıkmaktadır. Çünkü mevcut düzende: Yasama, yürütme ve yargı sistemlerinin üçü de millet adına yetki kullanmaktadır. Öyle ise milletin kararı bu üç organı da bağlayıcı nitelikte olmalıdır. Zaten sistemin özü niteliğinde olan devletin kurucu iradesi “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” anlayışını ortaya koymuştur.

     Ancak; cumhuriyet rejimlerinde yegane takdir makamı olarak ortaya çıkan millet iradesinin de özellikle şu günlerde, televizyon ekranlarında kendisini hukukçu olarak tanıtan, bir kısım hukuk tanımazlar tarafından sulandırılmaya çalışıldığı ve halkın vereceği kararların bile bazı mahkemelerce iptal edilebileceği dillendirilmeye başlanmıştır. Bu son derece endişe verici bir durumdur.

     Yani bu kişiler bilinçli olarak “hakimiyet kayıtsız şartsız yargıçlarındır” anlayışını ileri sürmekte ve millet iradesini hiçe saymaktadırlar. Böyle bir durumda; bu işin içinden hiçbir aklı evvel çıkamaz ve Profesör Doğu Ergil’inde belirttiği gibi “devletin kapısına kilit vurmak gerekir.” Bu ise devletin çözüm üretememesi başka bir ifade ile devletin yıkılması demektir.

     Sonuç  olarak siyaset her zaman sistemi ve sistemin bütün organlarını  şekillendirir. Yargıda bu sistem içerisinde kendisine yer bulur. Şu hiçbir zaman unutulmamalıdır ki siyasette, hukukta toplum (insan) için vardır. Öyle ise toplum için önce adalet, adalet içinse iyi bir sistem gereklidir. Saygılarımla.

Yener Çaycı

Bu makale 385 defa gösterildi.


Yorumlar

UZUN35
01.04.2010 11:49

82 Anayasasını kabul eden (hemde % 92 gibi ezici oranla) bu millet değilmiydi.Madem milletin kararı doğrudur o zaman niye değişiklikler yapılıyor.O zaman şartlar öyleydi ,şimdi böyle mi diyeceğiz.O zaman tüfek vardı korkudan onaylandı şimdi tüfek yok değiştirelimmi diyeceğiz.İşin ilginç tarafı yıllardır Anayasa değişsin,YÖK kaldırılsın diye eylem yapan ,dayak yiyen,hapse giren insanlar mevcudu koruma peşine düştü.Bu çok ilginç değil mi?Bu durum ölümü görüp sıtmaya razı olmak diyede düşünülebilirmi.Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir sözü bu kadar içi boş bir sözmüdür.Herşeye karar verecek olan milletir, başka anlamı yoktur demekmidir bu söz.Demokrasi % 51 i bulanın her istediğini yapabileceği bir sistemmidir? kısaca.Benim fikrimde olan doğrudur,değilse yanlışmıdır? 5 milyon okuma yazma bilmeyen yetişkinin olduğu bir ülkede 10 laca maddeyi pusulaya koyup hadi evetmi,hayırmı demek demokrasimidir."Yumruğu sağındanmı istersin,solundanmı istersin diye sorup "bak sordum.Demekki adaletliyim "demek adaletmidir?Daha ne diyeyim? Bu gidişle sözün bittiği yere gidiyoruz zaten.

taner
31.03.2010 13:26

HAKİMİYET KAYITSIZ ŞARTSIZ ANAYASA MAHKEMESİNİNDİR.
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım