24 Şubat 2010
CUMHURİYETİN SEÇKİNLERİ
Cumhuriyet Yönetimi; gücünü ve yetkisini halktan alan yönetim biçimidir. Dolayısıyla devletin temel erkleri: Yasama, yürütme ve yargı makamları millet adına yetki kullanırlar.
İmparatorluk bakiyesi olan bir devlet olmamızdan mıdır, cumhuriyetin yöneticilerinin tavırlarından mıdır, yoksa bilemediğimiz başka sebeplerdenmidir? Cumhuriyeti kurduk kurmasına ama bir kesimde, her nedense, hanedanlık sevdası ve özlemi derinlere kök saldı ve perde arkasında gizli bir saltanat başladı. Hem de ne saltanat, krallara, şahlara gıpta ettirir cinsinden. Çok şükür hanedanlarımız da eksik olmadı. Bu saltanatın hanedanlarının büyüklerini topluma şekil verirken, küçüklerini de bunlara ortam hazırlamak için, çeşitli iş kollarında staj yaparken görebiliyoruz.
Zamanın hanedan üyeleri; halkı, sadece kendi iş ve işlemlerini yürütmede bir araç olarak kullanmaktadır. Halkın istek ve ihtiyaçları bunların çokta umurunda değildir. Kendilerinin halktan beklentileri çok önemlidir ve bu beklentiler efendinin kölesinden beklentisi gibidir. O kadar ki 1930-1946 Yılları arasında Ankara Valisi olarak görev yapmış bir zevat, Ankara da halkın ana caddelerde yürümesine dahi izin vermemiştir.
Aynı kişinin (Nevzat Tandoğan), rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti’ye söylediği belirtilen şu söz ise çok manidardır. “Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek.”
Bu gün yaşanan sıkıntıların temelinde bu anlayışın yansımaları bariz bir şekilde görülür. Cumhuriyetin seçkinleri; bu topluma çiftçilik ve askerlik yapmasını uygun görmüştür. Yani hem karnımı doyuracaksınız, hem de kapımda nöbet bekleyerek, güvenliğimi sağlayacaksınız. Bunu biraz açarsak şu anlayış ortaya çıkmaktadır: Sizler benim çağdaş kölelerimsiniz, ben ne kadar izin verirsem o kadar varsınız.
Her ne kadar bu seçkinler; dünya alem görsün diye anayasaya; “… Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz…, Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” (Madde 6,10) Hükmünü koysalar da bu hüküm onlar için çok fazla bir anlam ifade etmez, sadece yazıldığı yerde kalır. Çünkü bunlar kanunlar üstüdür ve dokunulamazlar.
Ancak bir husus daha var ki: Türk toplumunun delikanlıları hiç bir zaman köleliği kabul etmemiştir. Gizli saltanat ve kirli ilişkiler deşifre olmuş ve şu gün bu toplumun bir kısım değerlerini alıp götürse de artık, dokunulmazlara da dokunulmaya başlanmıştır. Bunların da (farklı bir şekilde de olsa) canları yanıyor. Ayşelerin, Fatmaların canı yandığı gibi, Ahmetlerin, Mehmetlerin canı yandığı gibi. Haksız bir şekilde yaktıkları canların karşılığını, belki de hak ve adalet ölçüsünde ödüyorlar.
Özgürlük, adalet ve güvenlik aynı istikamette yol alınca güzel oluyor. Ve diyoruz ki “Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz” (Anayasa Md.10) Saygılarımla
Yener Çaycı
Bu makale
415
defa gösterildi.