21 Mayıs 2012, Pazartesi
Duyuru Gazetesi - Haftalık, bağımsız, siyasi gazete - Pendik

Makale
13 Ocak 2010

‘Kendim Ettim, Kendim Buldum’

Av. Oktay Akmaner


                                                                                 

      Ey Halk! Mazeret Arama, Suçlu Sizsiniz


      Halk dalkavukluğunda sınır tanımayan siyasilerimiz yine şakımaya başladı. Rahatsızlığım siyasetçilerden değil, onlar sadece “iş”ini yapıyor ve “demokrasinin mazerete imkan tanımayan yapısı”ndan biliyoruz ki siz çağırmadıktan sonra hiçkimse gelmiyor. Benim endişem, inanmaya teşne bu toplumun, hakkında söylenen yalanlar üzerine bir dünya kurması. Bütün suçları birilerinin üzerine atarak rahatlama yolunu tercih eden bu halkla problemim var benim. Dünyayla bütün problemimiz, ekonomideki sorunlarımız uzatmaya gerek yok kısaca herşeyde bir “fail-i meçhul” bulmayı çok seviyoruz. Bizim başarılarımızı çekemeyenler ve bizi sevmeyenler her tarafı kuşatmışken başarısızlıklarımız ve yalnızlığımız zorunlu bir sonuç oluyor ve yediğimiz her darbeden sonra “kader mahkumu” olduğumuzun bir kere daha farkına varıyoruz. Devlet seçkinlerinin diplomatik beceriksizlikleriyle yukarıda hala durabilmelerinin sebebini de kendi yalanlarıyla bu milletin yalanlarının örtüşmesinde aramak gerekir belki de.

      Garip bir ülke Türkiye: Herşeyini “devlet baba”sından bekleyen ve devlet sevgisi ile iftihar eden bir milletin ekonomiden sadece enflasyon rakamlarını anlaması ama nedense büyüme oranıyla hiç ama hiç ilgilenmemesi biraz tuhaf değil mi? Ama siz de haklısınız. GSMH’nın büyüklüğüyle övünülüp bunun dağılımının ihmal edildiği bir ortamda ‘zenginin malının züğürdün çenesini yormasının’ anlamı yok değil mi? Ya toplumsal sınıflara ne demeli? Bence Marks’ın en büyük hatalarından birisi işçi sınıfı hakkındaki öngörüleriydi: Aynı emeği veren memurla mukayesesini yapmadan aldığı zamlarla mı “öncü” olacak işçi sınıfı? Dünyayı yeseler doymayacak TBMM’ndeki aynanız siyasileri seçmedeki isabetinizi ispatlarcasına, hani kendilerinden bahsederken kullanmayı çok sevdiğiniz tabiri ile ‘büyüklerinizi’ taklit ederken ne kadar da huzurlusunuz! 

      Çeteler Cehennemi Türkiye!


      Öyle bir memlekette yaşıyoruz ki herkes en aşağıdan en yukarıya kadar çetelerle, rüşvetlerle işlerini görüyor. Darbe girişimi başarısızlıkla sonuçlanan subaya, hakimin sorduğu ‘arkanda kim var’ sorusunun cevabıyla sarsılıyoruz: ‘Bütün Fransa, kazansaydım’. Kazanan çetelere yaltaklık ederek, kazanamayanlarınsa defterini dürerek “temiz siyaset” yapıyoruz kirli ellerimizle. Oylarımızı, rüşvet verir gibi kullanıyoruz. Bu yüzden TBMM “iş ve işçi bulma kurumu” gibi çalışıyor. “Hamili kart yakinimdir” üzerinde ismimiz yazıyorsa güzel, bu imtiyazı başkası kullanırsa çirkin oluyor.

      Gönlümüzdekini değil de kazanacak olanları  destekliyor, fikrini söylemek yerine işe yarayacak şeylerin peşine düşüyoruz bu ikiyüzlülükten hiç  bıkmadan. Çünkü sabırsızız, çünkü hırslıyız, o yüzden herşeyi hemen istiyoruz. O yüzden sanayi ve ticaret yerine, repo ve hayali ihracat bu topraklarda daha çok tutuluyor. Çünkü biz “üzümünü yeyip bağını sorma”manın kerametine inanırız. Zaten liberalizmin sadece ekonomi boyutuyla onun da  kaos olarak anlaşılmasına şahit olmuyor muyuz? Hem Mir’ati ne demiş: ‘El için kendini ateşe atma/Gemisini kurtaran kaptan demişler’. 19.yüzyıla ait olan bu beyit,Osmanlı gemisinin batmak üzere olduğu bir dönemi dikkate aldığımızda anlayışla karşılanabilir ama bu atasözünün toplumumuzda hala büyük bir vurdumduymazlıkla,sihirli bir formülmüş gibi  takdim edilmesine  nasıl tahammül edilebilir? O yüzden herkes gemiden kaçırabildikleriyle bir sal yapmanın peşinde, o hiç kaybetmediğimiz kabileci karakterimizi yansıtan “küçük olsun,bizim olsun” sözleriyle. (Fonda Pink Floyd: ‘together we stand, divided we fall’.) Bize karşı yükümlülükleriyle sevdiğimiz devletçilikle aramız iyi ama beklentileriyle kamusal bilinç çok ürkütücü. Kamusal bir bilinç üretememenin eksikliklerini yaşayıp duruyoruz bu yüzden.

     Adil Bir Sistem Olarak Demokrasi


     Mazeretlerin eski gücünü yitirmeye başladığı günümüzde parlamentoya küfretmekten vazgeçsek iyi olur artık. Toplumun aynasıdır parlamento ve ‘neyse halimiz çıkıyor falimiz’. Değiştiklerine inanarak tekrar tekrar şans tanıdığımız siyasilerle hiç değişmediğimizin farkında değil miyiz? Zaten onlar da bu durumun farkında oldukları için olsa gerek “aslında yok birbirimizden farkımız” demiyorlar mı?

      Demokrasinin ne kadar adil bir rejim olduğunu yöneticilerimize baktıkça daha iyi anlıyoruz. Geride bıraktığım gençliğimi yukarıdakilere küfrederek geçirmiş bir kişi olarak şu an daha iyi farkediyorum ki bunun zihinsel anlamda kurtulamadığımız çocuklukla alakası varmış: Bütün masallarda olduğu gibi iyi adamlar gelecekler, bizi kurtaracaklar, elimizi sıcak sudan soğuk suya sokmadan. Oysa bu duyarsızlığa dayanamayan ‘o büyükler, o güzel atlara binip göçtüler temelli’. Bu kadar tepkisiz, bu ciddiyette hafıza problemi yaşayan bir toplum müstehaktır bu yöneticilere.

      Bu bahisle alakalı son bir uyarı! Demokrasinin zaaflarıyla sağlayabileceğiniz imtiyazlar tükendi. Daha fazlası için adres isterseniz siyasal sistemler ansiklopedisinden tercihte bulunabilirsiniz. Ama nedense kitapta durduğu gibi durmuyor ideolojiler ve maalesef  ‘mızrak,çuvala sığmıyor’. Yanında siyasi tarih kitabı vermemeye özel bir önem veren bu kitaplarda, milli gelirden size lütfedilecek payın garantisini ve özgürlüğün resmini bulamayabilirsiniz ama önemli mi? Hem “köprüden önceki son çıkışı” kaçırsanız dahi köprü var “duvar”ların yerine aday. Zaten bir kişinin yaşaması ile ölmesi arasındaki fark, sistemler için nedir ki, Montesquieu’nün ‘bir tek kişiye yapılan haksızlık, bütün topluma yöneltilmiş bir tehdittir’ sözlerine rağmen.

      Demokrasinin en büyük avantajlarından birisi de birey-toplum arasında kurduğu dengedir. Birey, çünkü hükümetlerin meşruiyetini sağlayan desteğin içini bireylerin kararları oluşturur.Toplum, çünkü oyunuzu kullandıktan sonra çıkan tablo sizi memnun etmezse oyunbozanlık yapamazsınız. Çünkü demokrasinin başka bir faktörü devreye girer: demokraside iktidarlar sürekli verilmez. O yüzden de taht kavgaları şiddetli değildir. Bir sonraki seçim vardır,beklenir.

      ‘Ama artık yeter’ haykırışlarının her geçen gün daha güçlü bir şekilde duyulduğu bugünlerde bir umut beliriyor sislerin arasından. Sorunun esas kaynağının kendimizde olduğunu farketmek, çözümün de bir parçası yapıyor bizi. ‘Hikmet-i hükümet:la rasion d’Etat’ kavramının içeriğini Susurluk’la başlayan süreçle anlamaya başlamanın bize yüklediği bir sorumluluk var bugün. ‘Siz savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgilenecektir’ sözlerinde tüm ürkütücülüğüyle vurgulanan kamusal bilinçle, vatandaşlığın ne menem bir şey olduğunun anlaşılmasıyla, kendi kaderinizi çizebilmenin verdiği gücü hissetmekle siyaset de gerçek anlamını bulacak. İyi düşünün, mazeretlerin dinlenmediği bir hayat bu!

      Aksi takdirde albüme ismini veren parçayı söyleyip duracağız: “Kendim ettim, kendim buldum!...Gül gibi sarardım soldum, eyvah, eyvaaahhhh!”.

Av. Oktay Akmaner

Bu makale 407 defa gösterildi.


Yorumlar
Piyasalar
Hava Durumu
İletişim
Doğu Mah. Lale Sk. N.:25 Kat:4 PENDİK/İSTANBUL
Tel. 0216 4912882
Fax. 0216 491 7113

gazeteduyuru@gmail.com
NewsMaster v1.0 - Küresel Yazılım