Bu Bişkek’te nereden çıktı? diye soracağınızı biliyorum.
Bu soruyu sormakta çok haklısınız!
Bişkek’in Pendik’le ne ilgisi var? Dediğinizi de duyar gibi oluyorum.
Bunda da haklısınız.
Ancak şunu peşinen söyleyeyim ki; Bu köşe yazımda Bişkekle Pendik’in bağlantısını kurduğumda, mahçup olacaksınız, haksız duruma düşeceksiniz.
İsterseniz size biraz Bişkek’ten bahsedeyim, daha sonra da mektubumuza başlayalım.
“Bişkek Kırgızistan'n başkentidir. 1878 yılnda kurulan kentte, 2004 sayımına göre 866.300 kişi yaşar. Kent, Sovyetler Birliği döneminde (1926-1991 arasında), Bolşevik askeri önderlerinden Mihail Frunze'nin anısına Frunze adıyla anılmıştır.
Bişkek, geniş yolların, mermer devlet yapılarının, Sovyetler Birliği biçeminde apartman bloklarının birarada bulunduğu bir kenttir. Kent, bir satranç tahtası biçiminde tasarlanmış olup, sokakların çoğunun iki yanında agaçları sulama amaçlı dar arklar bulunur. Bu yolla sulanan ağaçlar, yazları sıcakta gölgelik görevi gördükleri gibi, kenti de güzelleştirirler. İpek Yolu üzerinde bulunan ve kervanların dinlenme yeri olan yörede, 1825'de Özbek hanı Kokhand bir kale yaptırdı. Ruslar 1862'de kaleyi yakıp yıkarak bölgeyi de ele geçirdiler. Önceleri kalenin yerini garnizon olarak kullanan Ruslar, zamanla kenti geliştirip Pişpek olarak adlandırdıktan sonra Rus köylülerine verimli topraklar verip onların bölgeye yerleşmelerini özendirdiler. 1926'da kent yeni kurulan Kırgız Sovyet Cumhuriyetinin başkenti oldu. Yine 1926'da kentin adı, Rus devrimlerinde önemli roller oynamış, Lenin'in yakın arkadaşı ve Bişkek doğumlu Mikhail Frunze'nin anısına Frunze olarak değiştirildi.
Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağılmasından sonra, Kırgızistan 1991'de baımsızlığını kazanınca, kentin adı Bişkek'e çevrildi. Kent bugün hızla yenilenen canlı bir yerdir. Sovyet döneminde bulunan birçok sanayi kuruluşu bugün ya kapanmış, ya da küçülmüş olarak üretimlerini sürdürmektedirler.
Burada bir de Manas Üniversite’si var. YÖK’a bağlı bu üniversite Türkiye-Kırgızistan arasındaki ilişkilerin gelişmesi anlamında yapıcı bir rol oynuyor.”
Şimdi mektubuma geçiyorum;
“Seni selamların en güzeli Allah’ın selamıyla selamlıyorum.
Selamunaleyküm.
Çok değerli kardeşim, Ersin (Burhanettin) Ahıskalı, nasılsın? İyimisin? İyi olmanı Yüce Allah’tan niyaz eder, gözlerinden öperim. Beni soracak olursan, bugünümüze şükrediyorum. Bildiğin gibi gazeteciliğe ve yazarlığa devam ediyorum. Duyuru Gazetesi yine haftalık olarak yayına devam ediyor. Bölge halkının takdirini kazanıyor, İstanbul’un en güçlü yerel gazetesi ünvanını elinden düşürmüyor. Biz de işler iyi gidiyor gibi görünse de aslında senin yokluğunu arar olduk, sevgili kardeşim.
Nasıl aramayalım ki?
Sen gittin, Yener ÇAYCI yazarlığa başladı.
Sen gittin, Ercan Kara kendini daha özgür hissetti. Şimdi daha cesur yazılar yazıyor, adeta kendine güveni geldi. Burhanettin ÇAKICI, bir şey der mi? Bir hatamı bulur da fırça atar mı? diye bir endişesi kalmadı. Ama evlendikten sonra, gazetesine haftada bir iki gün ancak uğrayabilir oldu.
Senin anlayacağın, yenge hanım işi sıkı tutuyor.
Hüseyin Seymen bile yorumculuğa başladı. Bülent Aydın’ın kadrolu yorumcusu oldu. Sayın Aydın’ın köşe yazılarına düzenli yorumlar yazıyor. Bu gidişle korkarım ki o da köşe yazarı olacak.
Sen gittin ya Burhanettin, bazı Pendikliler de kendini daha özgür hissetmeye başladı. Nasıl olsa denetçimiz gitti diye, yollara çöp atmaya, tükürmeye ve kabalığa başladılar. Araçların müziği sonuna kadar açık, Gazipaşa’daki CD’ciler gürültüyü artırdı. Kulaklarımızın zarını delercesine müzik yayını yapıyorlar.
Biliyorum sen olsaydın bu olumsuzlukların hiçbirisi olmayacaktı.
Keşke olumsuzluklar bununla sınırlı olsa sevgili kardeşim.
Marmara Çay Bahçesi’nin sahibi Ali İhsan ÖZSOY’un yüzünden düşen bin parça. “Burhanettin Hocamız gitti, çay satışlarımız düştü”diye dert yanıyor, döneceğin günü iple çekiyor.
Cuma Akşamı Ümit Bey’in ve senin öncülüğünde gerçekleşen cuma buluşmalarını dört gözle bekliyor.
Ya Hüsnü Hayat.
Güzelim Lokanta, mekanını küçülttü. Daha küçük bir fiziki mekanda hizmet vermeye başladı. İşletmecisi kara kara düşünüyor.
Kavakpınar’ın ismi anılmaz oldu. Pendik’in en kalabalık mahallesindeki sorunlar gündeme gelmez oldu. Aksayan İETT seferleri yazılmaz oldu.
Türkiye'de kitap satışları düştü. Yapı Kredi yayınları'nın yetkilileri ellerinin başının arasına almış düşünüyor. Beyoğlu'ndaki kitapçılar kendilerini nargileye verdi.
Bizden çanta çanta kitap alan hocamızı özlüyoruz diyorlar.
Sen gittin arılar da bal yapmaz oldu. Sayın Ümit KAHYAOĞLU’nun rengi soldu. Senin o güzel balından yiyemeyince verimi düştü, bir halsizlik ki sorma gitsin.
Sayın Savcımız Sıddık Bey'de aynı derde düçar oldu. O’da bal yiyemeyince adliyedeki dosyalara bakamaz oldu, dosyalar birikti, işini yine evine taşıyor. Her hafta seninle sohbet edip kendini buluyordu. Haftaya moralli başlıyordu. Şimdi yüzünden düşen bin parça. Mecburen eve daha çok vakit ayırır oldu. Yollarını gözlüyor.
Sen gittin, Necip Fazıl Üstad’ın adı anılmaz oldu.
Sezai Karakoç üstadımızın bile gözleri doldu, ziyaretçisi azaldı.
Özledik seni, sevgili Ersin!
Telefon da açmaz oldun, halimizi sormaz oldun.
Yoksa küstün mü bize. Bir hatamız olduysa, özrümüz peşinendir.
Aslında yazacaklarım daha çok ama, bana ayrılan köşede sınırı aştım. Birazda senden bahsedelim. Ne yapıyorsun yaban illerde. Manas Üniversitesi’nde hocalık nasıl gidiyor. Seni doktora yapmış olarak aramızda görmek istiyoruz. Daha da önemlisi sömestrede İstanbul’a bekliyoruz.
Mektubuma son verirken tekrar selam ediyor, gözlerinden öpüyorum. Bu arada Ümit Bey’in, Sıddık Bey’in, Yener Bey’in, Ercan Bey’in, Dr.Lütfi Bey’in, Kubilay Bey’in, Müslim Bey'in, kardeşi İbrahim Bey'in, Fuat Şengül'ün, Fahrettin ve Ziya Bey’in de selamı var.”
Sevgili okurlar, mektubu yazdığım arkadaşımız daha önce Duyuru Gazetesi’nde köşe yazarlığı yapan dostumuz Sayın Ersin AHISKALI’dan başkası değil. Şu an Kırgızistan’ın Başkenti Bişkek’te konuşlanan Manas Üniversitesi’nde hocalık yapıyor.
Duyuru Gazetesi’ndeki yazılarında Pendik’in sorunlarına değiniyor ve yapıcı eleştirilerde bulunuyordu.
Arkadaşımızla sizlerin şahitliğinde özlem gidermek istedim.
Başınızı ağırttımsa, özür dilerim.